Kategoriler
Yazılarım

Çocuklarımızı Televizyona Emanet Etmeyelim

Psikolog Çiğdem KARAKUŞ 

Televizyonun hayatımızın önemli bir parçası haline geldiği bir gerçektir. Ülkemizde her 100 aileden 98’nin oturma odasında bir televizyon vardır. Yetişkinler günlerinin en az 2-3 saatini televizyon karşısında geçiriyorlar. Bu oran gençler ve çocuklarda daha da artıyor. Çünkü çocuklar gündüz kendilerine yönelik programları izlerken, akşamları da ebeveynleriyle birlikte yetişkinlere yönelik programları izliyorlar. Bir çocuğun günde ortalama 3 saat TV izlediğini düşünürsek, bu yılda 1100 saat eder. Bu zaman dilimi, insan ömrüne göre hesaplanacak olursa,70 yaşına ulaşmış bir kimse, ömrünün 7-10 yılını televizyon başında geçiriyor demektir.

Çocuklar neleri izliyor?

İlköğretim öğrencilerinin büyük çoğunluğunun, en çok şiddet içerikli yerli/yabancı dizileri, en az çocuk programlarını izledikleri belirlenmiştir. Yapılan araştırmalar, şiddet içerikli programları izleyen çocukların daha yüksek oranda fiziksel şiddete başvurduklarını ve fiziksel şiddeti bir çözüm yolu olarak benimsediklerini göstermiştir.

Son yıllarda, okullarda şiddet olaylarının hızla artmasında dizi ve programlarının etkisi en önemli sebeptir. Öğretmenler sık sık çocukların birbirlerine karşı hoşgörüsüz, bencil, sevgisiz ve rekabetçi olduklarından şikayet ediyorlar. Çocuklar aralarındaki en küçük bir anlaşmazlığı bile fiziksel şiddet kullanarak, birbirlerini tehdit ederek, gruptan dışlayarak ya da alay ederek çözmeye çalışıyorlar.

Çocuk ve gençler şiddeti en çok televizyondan öğreniyorlar.

Televizyon, çocuklara taklit edebilecekleri pek çok davranış biçimi sunmaktadır. Sadece çocukların izlediği çizgi filmler de bile, binlerce şiddet öğesi vardır. Birde çizgi filmlere, akşamları ebeveynleri ile izledikleri programları da eklersek, çocuklar için model olabilecek çok sayıda saldırgan davranış biçimi ortaya çıkmaktadır. Zaman zaman gazetelerde okuduğumuz “11 yaşındaki çocuk arkadaşını vurdu”, “televizyondan etkilenen 8 yaşındaki bir ilkokul öğrencisi kendini kravatla gardıroba astı”, “liseli öğrenciler birbirlerini bıçakladı” gibi haberler çocuk ve gençler arasında yayılan şiddetin boyutunu gözler önüne sermektedir.

Gençler şiddet uygulayıcısı fakat kahraman! olan karakterleri örnek alıyorlar

Şiddet üzerine yapılan bir çok araştırma çocukların şiddeti taklit ettiklerini göstermektedir. Ailece, beğenerek izlediğimiz pek çok dizide şiddet kimi zaman açık ,kimi zaman örtük ve kibar bir şekilde verilmektedir. Pek çok dizi karakteri, şiddeti tek problem çözme yöntemi olarak kullanmakta, saldırganlık ödüllendirilmekte, gücün ve iktidarın gereği olarak sunulmaktadır. Yine, şiddet uygulayan karakterler haklı ,sempatik, sihirli, doğaüstü güçlere sahip ve aslında iyi kalpli karakterler olarak sunulmaktadır.

Televizyondaki acı ve şiddet insanları duyarsızlaştırıyor

Ekranlarda sürekli kan, gözyaşı ve şiddet gören insanlar, bir müddet sonra kendi yakınlarında cereyan eden acılara karşı duyarsızlaşıyorlar. Televizyon, gerçeği, bir film gibi algılamamıza neden oluyor. Kundağında vurulmuş bir bebek görüntüsünü ya da tankların üzerine yürüyen çocuk görüntüsünü bir hollywood filmi izler, rahatlığında seyredebiliyoruz. Çünkü daha önce bu tür görüntüleri, filmlerde defalarca görmüştük. Mesela, gündüz saatlerinde kadınlara yönelik sunulan programlarda, insanların acı ve dramları şova dönüştürülüyor. Oysa bu tür programları izleyen insanlar, bir müddet sonra yanı başındaki komşusunun dramına duyarsızlaşabiliyor.

Televizyon gençlere pek çok davranış biçimini öğretiyor

Her ne kadar TV yetişkinler için bir eğlence aracı olsa da, çocuk ve gençler için eğlencenin ötesinde bir anlam taşır. Televizyon çocuk ve genç için gerçek dünyaya açılan bir pencere, kolayca bulamadıkları bilgileri edindikleri bir kaynak görevi de görür. Peki ailece izlediğimiz en popüler dizi ve programlarda karakterler, diyaloglar, tema ve hikayenin gidişi gençlere ne tür mesajlar veriyor? Mesela, pek çok popüler dizide karşı cinsle nasıl konuşulacağına dair örnek söz ve davranışlar yer almakta, kadın-erkek ilişkileri özgürlükçü, risk almaya açık, romantizm ve cinsel odaklı işlenmektedir. Güzel kadınlar ve zengin erkekler, büyülü bir aşkın atmosferinde, her türlü ahlak değerini yok sayarak bir araya gelmekte, evlilik dışı ilişkiler bu aşkın atmosferinde olağan görülmektedir. Kimi gençlik dizisinde gençler otoriteye başkaldırmaya özendirilmekte, özgürlük tanımı başkaldırı ekseninde yapılmaktadır. Hırs, rekabet, hedefe ulaşmak için her yolun mubah sayılması, zenginlik, boşanma, serserilik gibi konular pek çok dizinin temasını oluşturmaktadır. Geleneksel değerler, bu değerleri temsil eden karakterler alay mevzuu yapılmaktadır.

Pek çok dizi ve haber programını izleyerek, çeşitli suç tekniklerini öğrenmek de mümkün olabiliyor. Yabancı bir evin kapısı nasıl açılır, başkasının kredi kartına ait bilgileri nasıl elde edebilir, çanta nasıl kapıp kaçılır gibi. Bazı hukukçular 5 yaşından itibaren televizyon izleyen çocukların 15 yaşına geldiklerinde,18 bin saldırı, cinsel taciz, kavga ve işkence yolu öğrendiklerini belirtmektedir.

Dizilerde cinsiyet rol tanımları nasıl yapılıyor?

Ekranlarımızı işgal eden dizilerde kadın- erkek rol tanımlamaları dikkat çekicidir. Bu tanımlamalarda çocuklar, bir kadın ya da bir erkek olarak nasıl olmalarını gerektiğine ilişkin oluşturulmuş ideal tipleri görmektedir. Bu tiplerin özelliklerine baktığımızda kadın ve erkek rolleri ya batı değerlerine göre tanımlanmakta ya da geleneksel roller çarpıtılarak verilmektedir. Kimi dizilerde de kadın özgürlükçü, hırslı, başına buyruk, erkekler ise maço gibi görünmeye çalışsa da aslında zayıf, biraz da aptal olarak da işlenebilmektedir. Bazılarında da kadınlar zayıf, pasif, en büyük amacı erkeği elde etmek olan, kurtarılmayı bekleyen taraf, erkekler ise maço, saldırgan, yarışmacı, güçlü, hizmet talep eden taraf olarak gösterilmektedir. Geleneksel değerleri benimsemiş karakterler eğitimsiz gösterilirken, eğitimli ve karizmatik karakterler batılı değerleri benimsemektedir.

Aynı şekilde, dizilerde yer alan mesajlarda, kadın ve erkekler akıl ve vicdanlarıyla değil, duyguları, tutkuları ve hırsları ile karar almaktalar. Mesela pek çok dizide aşk, evliliğin, çocuğun, her türlü toplumsal değerin ve ahlakın karşısında direnmeye çalışan fakat savunulması gereken tek duygu olarak sunulmaktadır.

Çok fazla televizyon izleyen kişiler gerçek dünyayı da televizyonda gördükleri şekilde algılamaya başlıyorlar

Kişiliklerini şekillendirmeye çalışan gençler, dikdörtgen bir kutu içerisinde gördükleri yetişkinlerin ve başka insanların hayatlarını gerçek olarak algılayabilmekte ve onlar gibi yaşama arzusu duyabilmektedir. Örneğin, sürekli ekranlarda zenginlerin abartılı yaşam tarzını gören gençler, bu yaşamlara özenmektedir. Dizilerde orta sınıf bir aile bile, gerçek hayattaki orta sınıf bir aileden, çok daha zengin ve refah içinde tanımlanmaktadır. Karakterler hırsları veya duyguları uğruna her türlü riski kolayca almaktadır. Televizyonda duygusal ve fiziksel birliktelikler hep evli olmayan çiftler arasında cereyan etmektedir. Günde en az 3-4 saatini bu tür yaşamları izleyerek geçiren insanlar, bir müddet sonra gerçek hayatı bu şekilde algılayabilmekteler.

Televizyon kadın ve çocukları tüketim çılgınlığına sürüklüyor

Tüketime yönelik bir çok ürünün tanıtımı, artık sadece reklamlarda değil, pek çok programın içinde yer almaktadır. Sadece dizilerde, özellikle kadın ve çocukları hedef alarak daha fazla tüketmeleri için, yüzlerce mesaj gönderilmektedir. Her gün izlediğimiz bu programlar suni ihtiyaçlar yaratmaktadır. Pek çok dizide çocuk ve gençler sigara, alkol kullanmaya özendirilirken, kadınlar daha fazla güzellik malzemesi kullanmaya teşvik edilmektedir.

Ayrıca hepimizin de bildiği ve tanık olduğu gibi, reklamlar, kısa süreli ve hareketli oldukları için 6-7 aylık bebekleri bile cezbetmektedir. Bu da henüz taze çocuk beyinlerin tüketim arzusu ve marka istekleri ile dolmasına neden olmaktadır. Reklam yaratıcıları Derneği’nin düzenlediği konferansta sunulan bir bildiride, çocukların ailelerin satın aldığı ürün ve markaların %67’sinde etkili olduğu belirtilmiştir.

Televizyon gizli kalmış duyguları açığa çıkarıyor

Televizyon, psikolojik bir uyaran görevi görerek, gizli kalmış ve henüz uyarılmamış duyguları açığa çıkarmaktadır. Çok küçük yaşlardan itibaren sürekli yetişkin yaşantısına ait görüntüleri gören çocuklar, daha erken bir yaşta ergenliğe girmekte, cinsel olarak daha erken olgunlaşmaktadır. Bazı dizilerde çocuk karakterlerin nasıl flört ettiklerini izleyen çocuklar, sınıf arkadaşlarına aynı şekilde yaklaşabilmekte, erken yaşlardan itibaren kız-erkek arkadaş edinebilme telaşına düşmektedir.

Çocukların anne babaları ile ilişkileri bozuluyor

Televizyonda hem modern ve bakımlı, hem de çocuğunun ihtiyaçları ile yakından ilgilenen anne modelini gören çocuklar, neden kendi annelerin de bu kadar bakımlı olmadığını ya da neden onlarında sofralarında 4-5 çeşit yemek olmadığını sorguluyorlar. Çocuklar, dizilerdeki çocuk karakterlerden etkilenerek, babalarından ekonomik seviyelerini aşan ürünler istiyorlar. Dizilerle, bu talepleri yerine getiremeyen ebeveynlerin suçluluk duyması sağlanmaya çalışılıyor.

Bazı dizilerde ise anne-babanın sahip olduğu geleneksel değerler,gencin önünde,bir engelmiş gibi lanse edilmektedir.Genç mutsuzdur ya da kötü yola düşmüştür çünkü ebeveyni onu anlamamıştır.

Televizyon kelime hazinemizi, dolayısıyla dünyaya bakışımızı daraltıyor

Televizyon, en önemli ifade ve iletişim aracı olan dil üzerinde oldukça olumsuz neticelere neden olmaktadır. Programlarda, Türkçe yanlış, kötü, yabancı özentili ve kısır bir şekilde kullanılmaktadır.

İnsanoğlunun binlerce yıllık dostu olan kitap, televizyon karşısında fazla direnememekte, gençler kitap okumak yerine televizyon izlemeyi tercih etmektedir. Oysa kitap okumak dikkat yoğunluğu ve düşünmeyi gerektiren bire eylemdir. Okumak zihinsel kapasiteyi geliştirirken, televizyon kitapta sayfalar dolusu anlatılan bir olayı saniyelik bir görüntüye indirgemektedir. Televizyonun bu hazırcı ve zihni kullanmayı gerektirmeyen özelliği, düşünmeyen, rahatına düşkün, yüzeysel bilgilerle donanmış bir neslin yetişmesine neden olmaktadır.

Kendimi ve çocuğumu televizyonun zararlı etkilerinden kurtarabilir miyim?

  • Ailelere düşen öncelikle çocuğu televizyon karşısında yalnız ve savunmasız bir biçimde bırakmamaktır. İzlediği programları mümkün olduğunca birlikte seyredin. Zaman zaman onunla konuşarak zararlı gördüğünüz konularda yorum yapın,“Bu çocuğun arkadaşına vurması çok yanlış değil mi? Konuşarak da problemini çözebilirdi” gibi.

  • Çocuğunuzun her programı izlemesine izin vermeyin.

  • Çocuğunuza model olun, sizde programlar konusunda seçici davranın.

  • Çocuğunuzu televizyon izlemek yerine, kitap okumaya yönlendirin.

  • Çocuğunuzun odasına ve kendi yatak odanıza asla televizyon koymayın. Televizyon oturma odasında ve merkezi olmayan bir yere konulmalıdır.

  • Zararlı gördüğünüz yayınları RTÜK’e bildirin.(Alo RTÜK hattı no:178)

Kategoriler
Yazılarım

Çocuğum Okulda Neden Başarısız?

Psikolog Çiğdem KARAKUŞ 

Bazı öğrenciler vardır, aileleri okulu ziyarete gittiklerinde hep övgüyle dönerler. Bu çocuklar eğitimlerinde istenilen davranışları kazanmış , beklenen akademik başarıyı göstermiş çocuklardır. Bunun yanın da kimi öğrenciler vardır ki, hemen hemen tüm derslerden başarısız olurlar. Gelişim düzeylerinin gerektiği bilgi ve beceriyi edinemezler. Pek çok veli ve hatta eğitimci öğrencilerin okul başarısındaki farklılıklarını zeka düzeylerindeki farklılıktan kaynakladığına inanır. Fakat yapılan araştırmalar, başarılı ve başarısız öğrencilerin zeka düzeyleri arasında bir fark olmadığını göstermektedir.

Okul başarısızlığı nedir?

Okul başarısı, öğrencinin bulunduğu sınıf ve derse göre hedeflenen bilgi, beceri ve davranışları kazanmasıdır. Başarısızlık ise, en az bir öğretim dönemi boyunca süren, hemen hemen her dersten, gelişim düzeyinin ve yeteneklerinin çok altında başarı göstermesi ve bu durumu bir türlü telafi edememesidir.

Okul başarısızlığının belirtileri nelerdir ?

    • Sık sık öğretmeninden, çocuğunuzun derste başarısız olduğuna dair uyarı alıyorsanız;

    • Saatlerce çalıştığı halde, çocuk konuları anlamadığından şikayet ediyorsa;

    • Çalışmaya harcadığı zamanın karşılığı olan notları alamıyorsa;

    • Ödevlerini baştan savma yapıyorsa;

    • Sınıfta derse katılmıyorsa;

    • Çocukta amaç ve değer eksikliği varsa;

    • Sınıfta çok sessiz ve uslu ya da çok gürültücü ve yaramaz ise;

çocuğunuzun okul başarısı düşük demektir.

Anne – baba çocuğun başarısızlığının nedenlerini bulmaya çalışmalıdır

Okul başarısının düşük olmasının pek çok sebebi vardır. Her çocuk farklı sebeplerden dolayı beklenilen başarıyı yakalayamayabilir. Öncelikle ebeveyn, çocuğunun başarısız olmasının altında yatan sebepleri araştırmalı ve çocukla birlikte çözüm yolları bulmaya çalışmalıdır. Eğer çocuğunuzun başarısızlık nedeni, normal zihinsel gelişiminde geri kalması ise, ebeveyn sabırlı olmalı, çocuğun ilgi, yetenek, zeka ve becerilerini iyi gözlemlemeli ve gerek gördüğü takdir de bir uzmandan yardım almalıdır.

Çocuk okulda neden başarısız olur ?

  1. Okul başarısı için zihinsel olgunluk tek başına yeterli değildir. Duygusal olarak henüz olgunlaşmamış çocuklar, kendilerine bir hedef koymada güçlük çekerler ya da okul ortamının gerektirdiği sosyal becerileri edinemedikleri için okulda bulunmaktan zevk almazlar. Bu tip çocuklar okuldan kaçma davranışı gösterebilirler.

  2. Çocuğun kendisini nasıl algıladığı okul başarısı için önemli bir faktördür. Çocuk yeteneksiz veya aptal olduğunu düşünüyor olabilir. Ya da tam olarak kendisini değerlendiremediği için ne yapmak istediğine karar vermekte güçlük çekebilir. Bu sebeple kendisine bir hedef koyma da yetersiz kalır.

  3. Bazı çocuklar öğrenmek için daha kontrollü bir ortama ihtiyaç duyarlar. Bu çocuklara neyin, nasıl yapılacağı basamak basamak anlatılmalıdır.

  4. Ders çalışma alışkanlığı kazanamamış öğrenciler başarısız olurlar

  5. Anne-babanın okula ve öğrenmeye karşı tutumu çok önemlidir. Okula ve öğrenmeye karşı olumsuz yaklaşan, eğitim hayatını gereksiz gören ebeveynler, çocuklarına farkında olmadan negatif duygular aşılamaktadır.

  6. Sürekli eleştirilen ve olduğu gibi kabul edilmeyen çocukların öz değerleri düşük olur. Öz değeri düşük bir öğrenci kapasitesinin altında performans sergiler.

  7. Anne-babanın, çocuğun kapasitesinin üzerinde başarı beklentisi, çocukta kaygı yaratır. Çocuk başarısız olmaktan o kadar çok korkar ki, sonunda başarısız olur. Yine, anne-babanın düşük başarı beklentisi çocuğun motivasyonunu düşürür.

  8. Anne-baba arasında sağlıklı bir ilişkinin olmaması, evde huzursuz ve kaygı verici bir ortamın olması, çocuğun zihnini sürekli meşgul eder. Duygusal gerilim içindeki çocuk okulda başarı gösteremez.

  9. Çocuğa sınırsız televizyon izleme, oyun, bilgisayar oynama hakkının tanınması, bu konularda gereken sınırlamaların getirilmemesi, çocuğun vaktini iyi değerlendirememesine neden olur.

  10. Bazı geleneksel aileler, çocuktan sadece itaat ve bağlılık bekler. Çocuğun kendisini ifade edememesi, merak ve girişimciliğinin kabul görülmemesi, kendine güvenin hoş karşılanmaması, çocuğun kendine özgü bir kişilik geliştirmesine engel olur.

  11. Çocuk herhangi bir nedenle anne-babasına kızgın olabilir. Onları cezalandırmak için okulda başarısız olur.

  12. Ebeveynin çocuktan sürekli ders çalışmasını beklemesi, oyun, müzik, resim gibi faaliyetleri, spora veya televizyona harcanacak vakti lüzumsuz görmesi sonucu çocukta oluşan baskı, başarısızlığa neden olur.

  13. Ailenin çocuğu disiplin ederken bedensel cezalar kullanması, dayak atma gibi, başarısızlığa neden olmaktadır.

  14. Ailenin çocuğa yeterince ilgi ve sevgi göstermemesi.

  15. Okulda öğretmenin yetersiz kalması, konuları çocukların seviyesine indirememesi ve sınıfların kalabalık oluşundan dolayı öğrencilerle birebir ilgilenememesi.

Aile ne yapmalıdır?

  • Öncelikle çocuğunuzun başarısızlık nedenlerini tespit edin.

  • Başarısızlığın utancını çocuğunuza yaşatmayın. Bunun yerine çabalaması

  • Çocuğunuzla yeteneklerine uygun hedefler belirleyin.

  • Çocuğunuza , zamanını doğru kullanması hususunda örnek olun. Mesela, ona gezme veya televizyon izleme konusunda ölçülü olmasını tavsiye ederken, siz de bunları ölçülü yapın.
  • Çocuğunuzda her gün takdir edebileceğiniz bir davranış bulun. Onu sık sık övün.

  • Her zaman başarısının arkasından maddi bir ödül vermeyin. Başarısının başlı başına bir ödül olduğunu anlamasını sağlayın.

  • Küçük yaştan itibaren yaşına uygun sorumluluklar verin. Kendi problemlerini çözme becerisini kazanmasını sağlayın.

  • Kendi hayatınızdaki sıkıntılardan dolayı çocuğa eleştirel ve sabırsız davranıp davranmadığınızı kontrol edin.

  • Çocuğunuzun duygu ve düşüncelerini ifade etmesine imkan verin.

  • Onun yerine ödev ve sorumluluklarını yerine getirmeyin.

  • Birlikte bir çalışma saati belirleyin. O saatte televizyonu kapatın ve telefon görüşmelerini kabul etmeyin ve ders dışında bir şeyle ilgilenmesine izin vermeyin. O saate anne-babadan biri evde bulunarak gerektiğinde çocuğa yardımcı olabilir. Çalışma saatinde çocuğunuzun odasına girip kapısını kapatmasına izin vermemelisiniz. Çocuk ders çalışmasa bile, o saat içinde diğer tüm şeylerden mahrum bırakılmalıdır. Anne -baba etkili bir sonuç alabilmek için bu yöntemi uygulamada kararlı ve sabırlı olmalıdır.

  • Çocuğa ders çalışabilmesi için bir oda ya da bir köşe hazırlayın. Eğer evde küçük bir kardeş varsa, ders çalışan çocuğunuzu rahatsız etmesine engel olun.

  • Onu kardeşleri veya diğer akranları ile kıyaslamayın.

  • Ders çalışırken ya da kitap okurken çocuğunuzu yerinden kaldırmayın, ondan bir iş yapmasını istemeyin.

  • Notlarından çok, çabasını ödüllendirin.

  • Çocuğunuzla bilgi alışverişi yapın, onunla tartışın, birlikte ilginç şeyler okuyun.

  • Spor, sanat gibi faaliyetlerde bulunmasını teşvik edin.

  • Sık sık okulunu ziyaret edin, öğretmenleri ile konuşun.

Kategoriler
Yazılarım

Çocuğum Çok Utangaç!

Psikolog Çiğdem KARAKUŞ 

Çocuğum arkadaşlarıyla birlikteyken, oyuna katılmak yerine, kenarda kalmayı tercih ediyor.

Yeni insanlarla tanışması gereken durumlarda, huysuz, huzursuz ve isteksiz

Yeni ortamlara girmekten kaçınıyor ya da yeni sosyal ortamlarda donakalıyor

Derste tahtaya kalmaktan veya söz almaktan çekiniyor

Kalabalık bir ortamda konuşması gerektiği zaman sesi titrek, tereddütlü ve çok az çıkıyor

Eve gelen yabancılar, onu korkutuyor

Telefonda biriyle konuşmaktan kaçınıyor

Yeni ortamlarda çok sessiz ve çekingen

Hakkını aramak yerine, ortamdan kaçmayı tercih ediyor

diyorsanız çocuğunuzun aşırı utangaç olduğunu söylemek mümkündür.

Utangaçlık nedir?

Utangaçlık, yeni bir sosyal uyarıcı karşısında kullandığımız bir adaptasyon yöntemidir. Yani kişi, yeni bir sosyal durumla karşılaştığında, hemen ortama uyum sağlayamaz. Uyum sağlamak için, yeni durum hakkında gözlem yapması, mesela, insanları tanıması, ortamın gereklerini anlaması, nasıl davranması gerektiğiyle ilgili bir strateji belirlemesi gerekir. İnsanlar, yeni sosyal durumlarda utangaç veya çekingen davranarak bir nevi davranış stratejisi belirlemek için zaman kazanmış olurlar. Bu anlamıyla utangaçlık her zaman olumsuz bir duygu değildir.

Utangaçlık ne zaman bir sorundur?

Utangaçlık yeni sosyal uyaranlara karşı bir adaptasyon yöntemi olarak kullanıldığında bir problem değildir. Çocuklar, yeni durumlarda, kendilerini geçici olarak ortamdan çekerek kontrol hissi kazanmaya çalışırlar. Mesela; eve gelen bir yabancı karşısında, çocuğun çekingen davranması normaldir. Bir müddet çocuk gözlem yapar, iletişim için küçük sinyaller gönderir ya da karşı taraftan gelen sinyallere cevap verir. Mesela; ismi sorulunca cevap vermesi, yaşı sorulunca cevap vermesi ya da çocuğun, yabancıya soru yöneltmesi gibi. Fakat, çocuğun çekingenliği sürekli ise, utangaç davranışları her ortamda devam ediyorsa ve gündelik hayatını etkiliyorsa utangaçlık bir problem olmaya başlamış demektir.

Neden utangaçlık bir problemdir?

  • Utangaç insanlar, yaşamları boyunca karşılarına çıkan pek çok fırsatı, sadece utangaç oldukları için kaçırabilirler. Bu da başarısızlığı, dolayısıyla mutsuzluğu beraberinde getirir.

  • Çocuğunuzun çok yetenekli veya zeki olduğunu düşünün. Fakat aşırı utangaç olduğu için zeka ve yeteneğini ifade etmekte güçlük yaşayacaktır.

  • Aşırı utangaç çocuklar yeterince arkadaş edinemedikleri için daha yalnız kalırlar ve sosyal gelişmeleri an alt seviyede kalır.

  • Utangaç çocuklar, sosyal ortamlardan kaçındıkları için,  öğrenmeleri sınırlı kalır.

  • Toplumumuzda çekingen çocuklara sempatiyle bakılır. “Çok mahcup bir delikanlı” ya da “çok hanım bir kız” gibi ifadelerle, çoğu zaman takdir edilir. Her ne kadar yetişkinler, utangaçlığı olumlu bir duygu olarak görseler de, çekingen çocuklar bu durumdan hiç de memnun değildir. Araştırmalar, utangaç çocukların öz değerlerinin düşük olduğunu göstermiştir. Yani, utangaç çocuklar, kendilerini daha az sevmekte ve kendilerine daha az saygı duymaktadır.

  • Utangaç çocukların yaşıtlarınca dışlanması daha olasıdır. Çünkü, çocuğu sosyal beceri eksikliği, gruba karşı soğuk ve mesafeli durması, diğer çocukların onu, arkadaşlık edilmeyecek biri olarak algılamasına neden olabilmektedir.

  •  

Neden bazı çocuklar aşırı utangaçtır?

  • Utangaçlık, genetik olarak aktarılabilen bir özelliktir. Eğer ebeveynlerin biri utangaç ise, çocuğunda utangaç olma ihtimali vardır. Bazı çocuklar doğuştan, sosyal ortamlara ve değişikliklere karşı daha duyarlıdır. Mesela, uyurken aşırı irkilen, dış uyaranlara karşı hassas olan bebekler, ileriki yıllarda daha utangaç olabilmektedir. Yine de daha çekingen karakteri olan çocuklara sosyal beceriler kazandırılarak, bu problemi aşmak mümkündür.

  • Çocuklar anne-babalarını taklit ederek, çevrelerindeki dünyayı tanırlar. Eğer ebeveynden biri utangaçsa, çocuk ebeveyninden utangaç davranış kalıplarını öğrenebilir. Mesela;anne, hoşlanmadığı birini yolda gördüğü zaman, yolunu değiştiriyorsa, çocuk bundan “hoşlanmadığın durumlarda kaçmalısın” neticesine varabilir.

  • Oto kontrolü cezalandırılan ya da engellenen çocuklar daha utangaç olurlar. Sürekli kontrol altında tutulan, kendi başına karar vermesi engellenen ya da desteklenmeyen çocuklar daha utangaç olurlar.

  • Sürekli eleştirilen çocuklar, öz güvenlerini kaybettikleri için utangaç olurlar. Ayrıca sürekli eleştirilen bir çocuk, bir müddet sonra, her kesin onu eleştirdiği duygusuna kapılır. Hata yapma ve eleştiri alma korkusu çocuğu sosyal ortamlardan çeker.

  • Sosyal becerilerin öğretilmediği çocuklar, nasıl davranacaklarını bilmedikleri için çekingen olabilirler. Mesela, yeni bir insanla nasıl tanışılacağı ya da bir oyun grubuna nasıl katılabileceği öğretilmeyen bir çocuk, ortama adapte olmakta güçlük çekecektir.

Utangaç çocuğuma nasıl yardımcı olabilirim?

  1. Çocuğunuzu tanıyın ve kabul edin. Çocuğunuzun ilgi ve ihtiyaçlarına karşı duyarlı olun. Çocuğunuzun ona saygı duyduğunuzu bilmesi, kendisini daha güvende hissetmesini sağlayacaktır.

  2. Çocuğunuzun öz değerini besleyin. Kendisi hakkında olumlu duygular besleyen çocuklar, utangaç olmazlar. Çocuğunuzun kendisi hakkında olumlu hisler beslemesini sağlayın. Ebeveynler çocuklarının hatalarını sıklıkla eleştirdikleri halde, güzel davranışlarını övmekte aynı duyarlılığı göstermezler. Çocuğunuzun sizde olumlu hisler uyandırdığı zamanlarda bunu ona açık bir şekilde söylemekten kaçmayın “bana masayı kurarken yardım etmen çok hoşuma gidiyor” ya da “dolaptan bir şey almadan önce bana sorman, sana olan güvenimi artırıyor” gibi. Başarılarını ve güzel davranışlarını övmekten çekinmeyin.

  3. Çocuğunuzu suçlayıcı veya utandırıcı konuşmayın. Çocuğunuz hata yaptığı zaman tabi ki onu uyarmalı ve aynı zamanda doğru olan davranışı göstermelisiniz. Fakat bunu yaparken, çocuğu suçlayıcı ve utandırıcı konuşmamaya özen gösterin. Mesela, “ne kadar dağınık ve tembel bir çocuksun” yerine; “odanın daha derli toplu olmasını isterim, yerdeki eşyaları yerine yerleştire bilirsin öyle değil mi?” gibi.

  4. Özellikle ona sosyal ortamlarda iltifat edin. Sosyal becerilerini kullandıkça takdir edin. Mesela; Bir arkadaşına telefon açıp, ödevi hakkında soru sorduysa, ya da telefon açtığında arkadaşının annesine kendisini tanıttıysa “seninle gurur duyuyorum. Gerçekten telefonda insanın önce kendisini tanıtması çok güzel bir davranış ya da arkadaşını arayıp ödevini öğrenmem çok güzel” şeklinde geri bildirimde bulunun. Bu yaparken, iltifat ettiğiniz davranışın ne olduğunu açık bir şekilde dile getirin. Yani sadece, “arkadaşını araman iyi oldu” demek yeterince açık bir geri bildirim değildir.

  5. Çocuğunuza sosyal becerileri kazandırmaya çalışın. Bunu için çocuğunuza iyi bir örnek olun. Mesela; yolda bir arkadaşınızı gördüğünüzde ona ilk önce siz selam verin. İnsanlara cana yakın ve güler yüzlü davranmaya çalışın. Çocuğunuz da bu davranışları gördüğünüzde takdir edin. Görgü kurallarını ve nerde nasıl davranması gerektiğini ona anlatın ve gösterin.

  6. Çocuğunuzu yeni bir sosyal ortamın içine atarak ona, sosyal beceri kazandıramazsınız. Önce çocuğunuzun kendisini güvende hissetmesine yardımcı olun. İlgisini çekecek bir konu bularak, sosyal ilişkiye girmesini sağlayın. Örneğin; pek çok ebeveyn, çocuğa sosyal beceri kazandırma adına, eve gelen yabancıya hoş geldin demesi ya da elini öpmesi için zorlamaktadır. Çocuk bu yabancıyı tehdit olarak algılıyor olabilir. Bunu yerine önce yabancı hakkında bilgi verilmeli, “Ona hoş geldin demek ister misin?” gibi çocuk zorlanmadan, yumuşak bir şekilde teşvik edilmeli ya da “bak bu amca bir veteriner, ona kuşun hakkında bir şeyler sorabilirsin?” gibi ilgi yaratılmaya çalışılmalıdır.

  7. Çocuğunuzla sokakta yürürken ya da bir topluluk içindeyken başkalarının davranışlarını eleştirmeyin. Bu durum çocukta, başkaları da beni eleştirebilir korkusu yaratabilir.

  8. Çocuğunuza kendisine ve başkalarına karşı daha toleranslı olmayı öğretin. Utangaç çocuklar, hem kendilerini, hem de başkalarını katı bir şekilde eleştirirler. Ona hata yapmaktan korkmamayı öğretin. Başkalarının da hata yapabileceklerini fakat bunun onları kötü bir insan yapmadığını anlatın. Çocuğunuzu veya bir başkasını eleştireceğiniz zaman, kişiliğini değil davranışını eleştirin. Örneğin, kavga eden bir insan hakkında “ne kadar saldırgan ve geçimsiz biri” demek yerine “bu şekilde kavga etmesi hiç hoş değil” diyerek, sadece davranışını eleştirebilirsiniz.

  9. Utangaçlığın her zaman kötü bir şey olmadığını unutmayın. Bazı çocuklar dikkatleri üzerinde toplamaktan hoşlanmazlar. İffet ve tevazudan kaynaklanan utangaçlık istenilen ve olması gereken bir özelliktir.

Kategoriler
Yazılarım

Akran Baskısı Nedir?

Psikolog Çiğdem KARAKUŞ

Ebeveynleri, sık sık çocuklarının yanlış arkadaş seçimlerinden ya da arkadaşlarının teşviki ile yaptığı hatalı davranışlardan söz ederken duyarız. Peki çocuk ve gençler neden akranların etkisiyle hata yaparlar.

Akran baskısı kişinin, yaşıtları tarafından kendilerine benzer şekilde davranması için zorlanmasıdır. Akran baskısında kişi, davranış, değer ve inançlarını grubun normlarına uygun şekilde değiştirmesi için etkilenmeye çalışılır ya da buna zorlanır. Kişi, grup tarafından dışlanmamak, onay almak, gruba aidiyet hissetmek ya da alay edilmemek için akran baskısına boyun eğer.

Akran baskısı en çok ergenlikte görülür

Akran baskısı her yaşta, hatta yetişkinler arasında bile, görülür. Mesela, 6 yaşındaki çocuğunuz, arkadaşlarının “hadi zillere basıp kaçalım” teklifine, bunu yapmak istemediği halde boyun eğebilir Fakat ergenlik dönemi, gençlerin hayatında, arkadaşlık ilişkilerinin ön plana çıktığı, bir gruba dahil olmanın, akranları tarafından onay görmenin çok önem kazandığı bir dönemdir. Bu yüzden araştırmalar en çok ergenlerin akran baskısına maruz kaldığını göstermektedir.

Akran baskısı negatif ya da pozitif yönde olabilir

Yaygın inancın aksine akran baskısı her zaman için olumsuz bir durum değildir. Eğer gencin olumlu değerlere sahip bir akran grubu varsa, yapmak istemediği ama kendisine iyilik getirecek bir davranışı yapmaya zorlanabilir ya da kötü bir şey yapmasına engel olunur. Örneğin, gencin grup tarafından kendisine yararlı olacak spor faaliyetine ya da bir kursa katılmaya zorlanması gibi.

Akran baskısı negatif yönde olduğu zaman genç bu durumdan zarar görebilir ya da bir başkasına zarar verebilir. Sigara gibi madde alışkanlığı edinme, kişinin sağlığını ya da hayatını riske atacak davranışlar yapma, suç işleme, okul kurallarına uymama ,okuldan kaçma, aile ve toplumla sık sık başın derde girmesi gibi sonuçlar doğurabilir.

Ebeveynler çocuklarına nasıl yardımcı olabilir?
    • Kendine güvenen kişiler akran baskısına daha az boyun eğerler. Çocuğunuzun kendine güvenini geliştirmeye çalışın.

    • Çocuklarınıza düşüncelerinin, değer ve inançlarının arkasında nasıl duracaklarını öğretin. Bunu, onlara örnek olarak yapın.

    • “Hayır” deme becerisi kazanmasını sağlayın. Bu becerinin gelişmesi için örnek senaryolar bulup, uygun davranışlar üzerine konuşun hatta bunu canlandırın. Mesela, “Bir arkadaşın, yazılıda kopya çekmenizi teklif etti. Ne hissedersin? Kopya çekmek ne gibi sonuçlar doğurur? Onu uygun şekilde nasıl reddedersin? gibi.

    • Negatif akran baskısının ne olduğunu anlamasına yardım edin.

    • Düzenli aile faaliyetleriniz olsun; pikniğe gitmek, birlikte bir aktiviteye katılmak gibi. Bu çocuğunuzla daha fazla zaman geçirmenizi ve yakınlaşmanızı sağlayacaktır.

    • İyi arkadaşlar edinmesini teşvik edin. Çocuğunuz küçük ise, etrafındaki iyi çocukları evinize çağırın, onlarla arkadaşlık yapmasını sağlayın.

    • Arkadaşlarını ve ailelerini tanıyın. Onları evinize davet edin.

    • Çocuğunuzun nerede olduğunu ve ne yaptığını bilin.

    • Çocuğunuz olumsuz bir arkadaş edindiyse, o arkadaşını eleştirmek iyi bir fikir değildir. Bunun yerine olumsuz bulduğunuz davranışları tartışın. Mesela; bir çocuğun annesine yalan söylemesi doğru mu sence? gibi.

    • Kendine güvenli davranışlarını övün. Unutmayın ki, övülen bir davranışın tekrarlanma ihtimali çok yüksektir.

    • Çocuğunuzun kendine güven problemi olabilir. Grup tarafından dışlanmamak için, her şeye evet demek gerektiğine inanıyor olabilir. Onun, kendine güvenli davrandığında gruptan dışlanmayacağını bilakis, insanların ona daha çok saygı duyacağını örneklerle anlamasını sağlayın.

    • Çocuğunuz tüm çabalarınıza rağmen yanlış arkadaşlar edindiyse, şunları göz önünde tutun:

– İnsanlar arkadaşlarını rastgele seçmezler, kendilerine benzer kişilerle arkadaşlık etme eğilimindedirler. Çocuğunuza verdiğiniz değer ve inançları gözden geçirin.

– Çocuğunuz dikkat çekmek için yanlış arkadaşlar edinmiş olabilir. Bunun için onunla yakınlaşmaya çalışın.

Kategoriler
Yazılarım

12-13 Yaşlarında Kız Çocuğuna Sahip Ebeveynler Nelere Dikkat Etmeli?

12-13 Yaşlarında Kız Çocuğuna Sahip Ebeveynler Nelere Dikkat Etmeli?

Psikolog Çiğdem KARAKUŞ

12-13 yaşları, özellikle kız çocuğu sahibi ebeveynler ve kızları için ayrı bir önem taşır. Bu yaşlarda erkek çocuğu sahibi olan ebeveynler hala bir “çocuğa” sahip olmanın sükunetini yaşarken, kız evlat sahibi anne ve babalar ergenlik döneminin ilk zorlukları ile karşılaşmaya başlamıştır bile. Kızlar, erkek akranlarından çok daha önce ön ergenliğe adım atar ve gelişimlerini onlardan daha hızlı tamamlarlar. Kız çocukları 12-13 yaşlarına doğru çocukluktan uzaklaşarak ön ergenlik evresine girerler. Ön ergenlik evresi, çocukluktan ergenlik dönemine geçişte bir basamaktır. Bu evrede çocuk fiziksel olarak hızla büyür ve yavaş yavaş bir yetişkin görünümü almaya başlar. Ön ergenlik evresi kız çocuğunun ilk adet görmesi ile, yerini ergenlik dönemine bırakır.

Ön ergenlik döneminde kız çocuklarının yaşadığı en büyük problem bilgisizliktir Genç kızların pek çoğu ön ergenlik döneminde yaşadıkları fiziksel değişiklikler hakkında yeterince bilgi sahibi değiller. Anneler ise, bazen kendi bilgilerinin yoksunluğu nedeniyle bazen de kendi yaşantıları neticesinde edinmiş oldukları olumsuz tutumlar sebebiyle kızlarına yardımcı olmakta yetersiz kalıyorlar. Oysa ki bu evrenin sağlıklı atlatılması çocuğun duygusal, sosyal ve ahlaki gelişimi için hayati önem taşır. Ebeveynin yanlış tutumu veya bilgi eksikliği çocuğun ruh sağlığını bozabilmekte, kişilik bozukluklarına neden olabilmektedir. Ayrıca ön ergenlik dönemi ilköğretim 6.sınıfa rast gelmektedir. Bu dönemde çocuğa gereken desteğin verilmemesi okul başarısını da etkilemektedir.

Ön ergenlik döneminde görülen fizyolojik değişiklikler
  • Göğüsler büyür. Gövde irileşir ve hatlar yuvarlaklaşır.

  • Vücutta tüylenme başlar.

  • Hızlı kilo artışını genellikle regl izler. Kız çocuklarında aybaşı kanamasının gerçekleşebilmesi için vücutta belirli bir miktarda yağ depolanması gerekmektedir. Bu sebeple genç kızların bu dönemde kilo almaları normaldir.

  • Cilt yağlanır. Hormon seviyesindeki artıştan dolayı deri problemleri, sivilceler, görülebilir.

  • Ten parlaklaşır.

  • Yüzün şekli değişir.

  • Ergen hızlı büyümenin neticesinde özelikle kol ve bacaklarında ağrı hissedebilir.

Bilgisizlik, ilk adet görme sırasında genç kızın ruh sağlığını bozuyor

Pek çok genç kız regl dönemiyle ilgili hiçbir şey bilmedikleri için, ilk adet gördüklerinde büyük bir korkuya kapılmaktadır. Çevrelerinde açılacakları kimseyi bulamadıkları zaman, daha vahim durumlara düşebilmekteler. 19 yaşındaki M. ilk adet gördüğü zaman ölümcül bir hastalığa yakalandığını zannetmiş. M., ilk adet şokunu “ağlayarak annemin yanına koştum, neredeyse bayılmak üzereydim” diye anlatıyor.

Kız çocukları ilk cinsiyet bilgilerini genellikle akranlarından alırlar. Eğer ebeveyn çocuğu aydınlatmamışsa, çocuk yanlış bilgi edinebilir. Bu da onu çeşitli endişelere sevk eder. 13 yaşında ilk kez adet gören D.’nin söyledikleri yanlış ve eksik bilginin vehametini gözler önüne seriyor: ”Adet görmenin ne demek olduğunu biliyordum.Bir arkadaşım adet gördükten sonra çocuğum olabileceğini söylemişti. Ben de ilk adet gördüğümde,hemen bebek sahibi olacağımı zannettim.3-4 ay bu endişem devam etti.”

Ergenlikle ilgili bilgiler ne zaman ve nasıl verilmelidir?

Her bir kız çocuğu farklı zamanda ergenliğe girdiği için, cinsiyet eğitiminin zamanı kişiden kişiye değişmektedir. Mesela 14-15 yaşına geldiği halde fiziksel ve duygusal açıdan gelişmemiş bir çocuğa yaşına bakarak adet görme ile ilgili bilgilerin verilmesi yarardan çok zarar getirir.Çocuk duygusal olarak hazır olmadığı için iç dünyası sarsılabilir. Genç kızın cinsiyet eğitimi aşamalı olarak,acele etmeden verilmelidir. Birdenbire anlatılan bilgiler çocukta korku ve heyecan yaratabilir. Ön ergenlik döneminde, ergen cinsel konulara merak ve ilgi gösterir. Çocuğunuzda bu ilginin başladığını hisseder hissetmez, cinsiyet bilgilerini aşamalı olarak vermeye başlayın. Çocuğun bu ilgisi ayıplanmamalı yahut görmezden gelinmemelidir. Çocuk merak ettiği şeyleri sorması için teşvik edilmeli fakat cevap verirken yeni merakların uyandırılmamasına dikkat edilmelidir. Sorularına cevap verirken biyolojiden yararlanılabilir. Mesela, insanın üremesine geçmeden önce hayvanlardan örnekler verilebilir.

Anneler kızlarıyla konuşmaktan çekiniyorlar

Cinsiyet bilgilerinin anne tarafından verilmesi gerekir. Fakat ne yazık ki ülkemizde kadınların pek çoğu ergenlikle ilgili yeterince bilgi sahibi olmadığı için çocuğunu bilgilendirmede yetersiz kalmaktadır. Annenin çocukla konuşmadan önce konunun, fizyolojik boyutu hakkında bilgi edinmesi faydalı olacaktır. Özellikle yeterli öğrenime sahip kızlara, konu bilimsel bir şekilde aktarılmalı, sağlıkla ilgili sonuçlarına dikkat çekilmelidir. Kendi genç kızlık dönemlerinde yeterince bilgilendirilmemiş, cinselliği kötü, ayıp bir şey olarak gören anneler, kızlarıyla konuşmaktan çekinirler ya da utanırlar. Çocuk aydınlatılırken anne bu utancını, olumsuz duygularını kesinlikle çocuğa yansıtmamalıdır. Eğer bu konuda anne, kendisinden emin değilse, çocuğun sevdiği ve güvendiği bir yetişkin tarafından bilgilendirilmesi daha faydalı olur.

Kızıyla yakın ilişki kurabilen, onun güvenini kazanmış, korkularını, ilgilerini, ihtiyaçlarını tanıyan bir anne cinsiyet eğitimini verirken hiçbir zorluk yaşamayacaktır. Bir çok genç kız ilk adet gördüğü zaman annesinden tokat yediğini ve erken adet gördükleri için suçlandıklarını belirtmektedir. Bu tip davranışlar telafisi imkansız problemlere neden olur.

Çocuğunuzun büyüdüğünü kabul edin

Ergenliğin en önemli özelliklerinden biri, yetişkinliğe geçişte bir basamak olmasıdır. Genç kızlar bir yetişkin gibi davranarak, çocukluktan kurtulmaya, bağımsız olmaya çalışırlar. Bazen anne babalar çocuklarının büyüdüğünü kabul etmek de zorlanırlar. Bu dönem de genç kızlara çocuk muamelesi yapmak, onları kızdırır ve daha fazla asi olmalarına sebep olur. Özellikle annenin kızının üzerine fazla düşmesi, onun çocuksu davranışlarını besleyip, bağımsız hareketlerini aşırı sınırlaması genç kızın çocuksu bir kişilik geliştirmesine sebep olur.

Baskıyla yetişen kızların özgüvenleri zayıf oluyor

Kız çocuklarının en belirgin özellikleri; beğenilme ve dikkat çekme arzularıdır. Bu arzu onları süslenmeye, güzel giyinmeye, dikkati çekici davranışlar da bulunmaya; abartılı gülme, aşırı hareketlilik, ağlama gibi, iter. Çocuğun bu tür davranışlarını olağan görmeli, aksi yönde davranması için baskı yapmamalıdır. Toplumumuzda genç kızların, genç oğlanlara göre daha fazla baskıya uğradıkları bir gerçektir. Fakat baskıyla yetişmiş kızların özgüvenleri zayıf olur. Ailelerinde bulamadıkları ilgi ve hoşgörüyü dışarıda arama ihtiyacı duyarlar. Bu da onları yanlış yollara itebilir. Anneler kız çocuklarının ihtiyaçlarına duyarlı davranmalı, onların makul isteklerini yerine getirmekte tereddüt etmemelidir. Eğer çocuk sizin ona benimsetmek istediğiniz değerlere aykırı bir istekte bulunursa , konuşarak bu isteğini makul seviyeye çekmeye çalışın. Mesela, genç kız makyaj yapmak hususunda ısrar ediyorsa, ara sıra evin içinde ya da arkadaşları eve geldiğinde makyaj yapmasına izin verebilirsiniz.

Çocuğunuzun arkadaşlarını tanımaya çalışın

12-13 yaşlarındaki kız çocukları anne-babalarına karşı daha tenkitçi olmalarına rağmen, bir yetişkini, çoğunlukla bir öğretmenini, kendisine örnek alır. Arkadaşlık ilişkileri de zamanla önem kazanmaya başlar. Bu yaşlardaki kızlar genellikle kendilerini tamamlayıcı arkadaşlar edinirler. Örneğin iki arkadaştan biri baskın diğeri daha silik olur. Bu nokta da aile arkadaş seçiminde kızlarını iyi takip etmelidir. Erken olgunlaşan kız çocukları kendilerinden daha büyük yaştaki kızlarla arkadaşlık etme eğiliminde olurlar. Bu da genç kızın tehlikeli şeyleri tecrübe etmesine neden olabilir. Mesela, daha büyük yaştaki kızın erkek arkadaşı varsa, çocukta, bir erkek arkadaş edinmek isteyebilir. Çocuğun kendisi gibi erken olgunlaşmış bir yaşıtı ile arkadaşlık etmesine ortam hazırlayarak, bu problemi ortadan kaldırmanız mümkündür.

12-13 yaşlarındaki kız çocukları, kendi hemcinsleri ile vakit geçirmekten hoşlanırlar. Erkek arkadaşları ile bir arada olmaktan kaçınırlar. Orta okul öğrencilerinin genellikle karşı cinsten biriyle oturmak istememelerinin nedeni budur. Fakat ergenlikle birlikte bu durum tersine döner. Her ne kadar erkek arkadaşlarından uzak dursalar da, kız çocukları genellikle bu yaşlarda ilk kez aşık olurlar. Çocuğun aşkı cinsel bir mahiyet taşımaz. Bu yüzden anne-babaların endişelenmeleri yersizdir. Çocuk aynı hisleri bayan bir öğretmenine karşı da duyabilir. Yalnız çocuk kendisinden birkaç yaş büyük bir erkeğe ilgi duyuyorsa ve onunla görüşüyorsa, bu durumda çocuğun münasebetine müdahale etmek gerekir.

Kız çocuklarına sağlam bir ahlak anlayışı kazandırılmalıdır

Toplumumuz da genç kızların iffetini korumak için aileler baskı ve tehdit yoluna başvurmakta. Oysa düşen kızların çoğu baskıcı veya ilgisiz ailelerden çıkmaktadır. Bunun yerine, çocuğunuza ahlaki değerleri benimsetip, ona güvendiğinizi sık sık hissettirmelisiniz. Anne-babasının ona güvendiğini hissederek büyüyen bir genç, asla onları hayal kırıklığına uğratmayacaktır.

Kız çocuğunu korumanın en iyi yolu, ona sağlam bir ahlak anlayışının kazandırılması ve cinsel konularda yeterince aydınlatılmasıdır. Genç kıza, insanların ona nasıl art niyetle yaklaşabilecekleri, toplum kurallarına aykırı hareket ettiğinde karşılaşacağı güçlükleri, bir çok erkekle duygusal ilişki kuran kızların evliliklerinin sağlam olmayacağı, bir kadının duygularına hakim olduğu ölçüde değer kazandığı, evliliğin ne kadar önemli olduğu gibi, konular yeri geldiğince anlatılmalı ve genç kızda kendisini koruma bilinci oluşturulmalıdır.

Orta okul ve lisede kız çocukları erkek çocuklarından daha başarılı oluyorlar

Kız çocuklarının erkek çocuklarından daha erken ve daha hızlı gelişmesi, aynı sınıfta okuyan kızların erkek akranlarından daha başarılı olmasını sağlıyor. Ergenlikle birlikte zihni kapasitede artış olur. Mesele kız çocukları pek çok şeyi daha rahat hafızalarında tutar, dili daha iyi kullanır, okudukları konuları rahatça anlarlar. İlköğretim 6.sınıfa başlayan bir kız çocuğu yavaş yavaş meslek seçimi hususunda yönlendirilmeli, eğitim hayatıyla ilgili amaçlar saptanmaya başlanmalıdır. Çocuğa akademik bir hedef konulması, ilgisinin okul başarısı üzerinde tutulması ve bu yönde desteklenmesi faydalı olacaktır. Eğer çocuğun yetenekleri akademik yönde değilse, eğitimine el sanatları, çocuk bakımı, ev yönetimi, spor, sanat gibi alanlarda devam etmesine imkan sağlamalıdır.