Kategoriler
Yazılarım

Kim Korkar Matematikten

Psikolog Çiğdem KARAKUŞ 

Neden matematik öğreniyoruz?

Konuştuğunuz herkesin matematikle ilgili söyleyecek bir şeyleri vardır. Bazı insanlar matematiği sever, kimileri ise pek hoşlanmaz. Bazı öğrencilere göre matematik birçok kural ve formülden oluşan bir derstir. Kimine göre ise, matematik hayatın içindedir. Alışverişte bir şey satın alacağımız zaman, yemek yaparken kullanacağımız malzemenin ölçüsünü ayarlarken ya da bir bina inşa ederken, yani sık sık kullandığımız bir şeydir. Öyleyse matematik sadece sayılardan ibaret bir ders midir? Elbette sayıların önemi tartışılmaz fakat matematik aynı zamanda, ilişkileri görmeyi, sebep-sonuç ilişkisini kurabilmeyi, okuma ve yazmayı, tabloları, resimleri, grafikleri yorumlayıp kullanabilmeyi içerir. Bulmaca çözmek, gazete okumak gibi gündelik faaliyetlerimiz aynı zamanda bizim için birer matematik alıştırmasıdır.

Matematik fobik misiniz?

  • Matematik dersine gireceğim zaman ayaklarım geri geri gidiyor

  • Derste tahtaya kalkmak benim için bir kâbus

  • Matematik dersinde soru sormaya çekiniyorum

  • Şimdi bazı işlemleri anlayabiliyorum ama ileride konuların daha zorlaşacağından endişeleniyorum

  • En fazla matematik sınavına gireceğim zaman heyecanlanıyorum

  • Matematik sınavına nasıl hazırlanacağımı bilmiyorum

  • Derste konuları anlıyorum ama eve geldiğimde, sanki hiç sınıfta bulunmamışım gibiyim

  • Matematik dersinden kalkmaktan korkuyorum;

diyorsanız matematik kaygısı taşıyor olabilirsiniz.

Matematik kaygısı, matematik dersine karşı duyulan duygusal bir tepkidir. Genellikle geçmişte yaşanılmış olan olumsuz ve rahatsız edici deneyimlerden kaynaklanır. Bu tür deneyimler ileriki öğrenmeleri de engeller.

Matematik korkusundan nasıl kurtulabilirsiniz?

Matematik korkusunun kaynağı olumsuz deneyimlerdir. Bir kaç kez tekrarlanan başarısızlık durumu öğrencinin kendine güvenini ve bu dersi anlayabileceği inancını sarsar. Bir müddet sonra başarısız olduğu inancı, bir kısır döngü yaratır. Yani; ben matematikte başarısızım →konuları anlayamam→öyleyse çalışmam anlamsız→ben matematikte başarısızım.

1-Öncelikle matematiksel geçmişinizi tespit edin

  • İşlem kabiliyetiniz yetersiz ise matematiğin temel konularını çalışmakla işe başlayabilirsiniz. İşlem kabiliyeti, matematiğin ABC’si gibidir. Nasıl ki harfleri bilmeden okuma-yazma öğrenemezseniz, işlem yapmayı bilmeden, matematiğin diğer konularını öğrenmeniz mümkün değildir. Eğer işlem kabiliyetiniz düşük ise ders çalışmaya dört işlem, rasyonel sayılar ve işlemler, köklü ve üslü ifadeler, çarpanlara ayırma, özdeşlikler konularıyla başlayabilirsiniz. İlköğretim öğrencileri özellikle dört işlem kabiliyetini(toplama, çıkarma, bölme, çarpma) çok iyi edinmiş olmalıdır.

  • İşlem kabiliyetiniz iyi fakat konuları anlamakta güçlük çekiyorsanız; ders çalışırken konuları kavramaya daha fazla vakit ayırmalısınız. Özellikle matematiğin en güç alanı çeşitli problem tiplerini birbirinden ayırt edebilmektir. Yani hangi problem nasıl çözülür? Bu ayırımı yapabilme seviyesine gelene kadar konu çalışmasına devam edin. Birçok matematik kitabının sonunda konu tekrar problemleri vardır. Her konunun sonundan bir problem seçerek, bu problemler arasındaki farklılıkları not edin. Her problemin çözümü için yapmanız gereken, ilk basamağı yazın. Mesela; OBEB ile OKEK problemleri arasındaki fark nedir? Yaş problemleri ile işçi problemlerini nasıl ayırt ederim ve her biri için işleme nasıl başlarım gibi.

  • Güçlük çektiğiniz konuları asla atlamayın. Onları iyice öğrenmeden yeni konuya geçmeyin. Örnek problemleri işlem basamaklarını iyice kavrayana kadar tekrar tekrar çözün. Bunun vakit alacağını da aklınızdan çıkarmayın.

  • İşlem kabiliyetiniz iyi, konuları anlıyor fakat çok hata yapıyorsanız; konu çalışmasından çok pratik yapmaya zaman ayırmalısınız. Bir konuda kendinizden emin olana kadar çok örnek çözün. Problem çözerken yanınızda bir saat bulundurun ve bir müddet sonra gittikçe kısalan sürelerde problemi çözüp çözemediğinizi kontrol edin.

2- Başarmanız gereken konuları küçük parçalara ayırın ve basit örneklerden zor örneklere doğru ilerleyin

Matematik dersinde elde edeceğiniz başarılar, geçmiş olumsuz deneyimlerinizin izini silecek, gelecek öğrenmeleriniz için yol açacaktır. Bunun için eksiklerinizi bir an önce telafi etmeye başlayın. Basit konuları çok iyi anlayana ve problem çözümünde yeterince otomatikleşinceye kadar soru çözmeye devam edin.

3-Olumsuz iç konuşmalarınıza son verin

Bunu asla anlayamam, bu problemi çözmem imkânsız, başaramayacağım gibi içinizde sürekli tekrarlanan iç konuşmalarınıza kulak vermeyin. Olumsuz iç konuşmaların insana hiç bir faydası yoktur. Bu konuşmalardan kurtulmak için şu yöntemi kullanabilirsiniz:

  • Olumsuz iç konuşmalarınız başladığı zaman gözlerinizi kapatın ve konuşan sesi bir hoparlör gibi düşünün.

  • Şimdi bu sesi(hoparlörü)öne çağırın gelsin. Ne diyor? Bu sese ihtiyacınız var mı? Size bir faydası var mı? Eğer cevabınız olumsuz ise o hoparlörün sesini kısın, artık hiçbir şey söyleyemesin.

  • Ya da o sesi kaile almadığınız biri karşınızda konuşuyormuş gibi düşünün (mesela bir çizgi film karakteri gibi)

Matematik dersine nasıl çalışılır?
1-İhtiyaç duyduğunuzda öğretmeninizden ya da bilen bir kişiden yardım isteyin

Yapamadığınız soruların yanına bir işaret koyun. Ev ödevlerinde yapamadığınız soruları atlamayın En kısa zamanda bu soruların çözümlerini bilen birinden öğrenin.

2.Sadece öğretmeni izleyerek konuyu anlayamayacağınızı unutmayın

Mümkün olduğunca çok örnek çözün.

3.Kuralları, formülleri, işlem basamaklarını küçük kartlara yazın

Bu kartlardan birini rastgele çekerek kural veya formül hakkında neler bildiğinizi kontrol edin. Bunu bir arkadaşlarınızla ya da aile fertlerinizle bir oyun haline getirebilirsiniz

4.Bir arkadaşınızla birlikte çalışın.

Araştırmalar, grupla çalışan kişilerin yalnız çalışanlara göre daha iyi performans gösterdiklerini ispatlamıştır. Zaman zaman birbirinizin işlemlerini kontrol edin.Araştırmalar, grupla çalışan kişilerin yalnız çalışanlara göre daha iyi performans gösterdiklerini ispatlamıştır. Zaman zaman birbirinizin işlemlerini kontrol edin.

5.Konunun başlığını muhakkak yazın.

Eve geldiğiniz zaman ödev yapmaya başlamadan önce defterinizdeki başlığı renkli bir kalemle çizin. Bu sizin ne yaptığınızı görmenize yardımcı olacaktır.

6.İşlem yaparken her basamağın yanına ne yaptığınızı kendi kelimelerinizle tekrar not edin

Kategoriler
Yazılarım

İlkokula Başlamak Çocuğun Hayata İlk Adımıdır

Psikolog Çiğdem KARAKUŞ 

İlkokula başlandığı günün her insan için özel bir hatırası vardır. Anaokulu tecrübesi olmayan pek çok çocuk ve ailesi ilkokul gününün heyecanı tatmaya hazırlanıyor. Çocuğun ilkokula başlaması, gerçek hayata ilk adımını atması anlamına gelir. Çocuk, ev ortamının sıcak ve korunaklı atmosferinden çıkıp, daha önce hiç tanımadığı pek çok akranının olduğu, uyması beklenen kurallar ve öğrenmesi gereken bilgilerle donatılmış yepyeni bir sosyal çevreye girer. İlkokula başlangıç bu açıdan pek çok güçlüğü de beraberinde getirir.

Okulun iki temel amacı vardır

Okulun temelde iki amacı vardır. İlki, çocuğu sosyalleştirmek yani sınıf içi ve sınıf dışı faaliyetlere uyumlu hale getirmek, ikincisi ise bilgilendirmektir. Bu iki amacın gerçekleşmesi için çocuğun zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal açıdan okul olgunluğuna erişmiş olması gerekir. Bu noktada anne-babaya düşen görev okul öncesi dönemden başlayarak çocuğu okula hazır hale getirmek ve okula başladıktan sonra da, okula uyum sürecinde çocuğu desteklemektir.

Çocuğu erken (72 aydan önce) okula göndermek doğru mudur?

Genellikle 72 aylık ( 7 yaşında) bir çocuk okula başlama yeterliliğine sahiptir. Fakat bazı çocuklar çevrenin de desteği ile daha erken aylarda okuma, ender de olsa yazma becerilerini edinirler. Daha erken bir zihinsel gelişme, ebeveyni çocuğu okula gönderme zamanı hususunda kararsız kılabilir. Böyle bir durumda, okula başlamak için sadece zihinsel olgunluğun yeterli olmadığını göz önünde tutmak gerekir. Çünkü çocuk okulda sadece bir takım bilgiler öğrenmez, bunun yanında okula uyum sağlamak, kendini yaşıtlarına kabul ettirmek, görevlerini yerine getirmek mecburiyetindedir. Yani sosyal, duygusal ve bedensel açıdan da okula hazır duruma gelmelidir. Erken yaşta okula başlayan bir çocuk uyum problemi yaşayabilir. Çocuklar kendileri ile aynı sosyal ve duygusal olgunluktaki akranları ile arkadaşlık etme meylindedirler. Eğer erken okula başlamış bir çocuk bu olgunluğu tutturamazsa arkadaşsız kalır. Ya da çocuk yeterli bedensel olgunluğa sahip olmadığı için bazı faaliyetlerden, spor gibi, geri kalabilir. Yine bu sınıf tarafından dışlanmasına neden olur.

Çocuğun okuldaki ilk günü çok önemlidir

Okuldaki ilk gün hem çocuk hem de ailesi için bir hayli heyecanlı bir deneyimdir. Çocuğunuz ilk gün ağlayabilir. Bu çok sık rastlanan bir durumdur. Bunu normal kabul ederek şu hususlara dikkat etmek gerekir.

  • İlk gün anne-baba da en az çocuk kadar heyecanlı ve kaygılı olabilir. Bu durumda çocuğa hislerinizi belli etmemeye dikkat edin. Çocuk sizin ne hissettiğini anlamak isteyecek ve sık sık sizi kontrol edecektir. Ebeveynin kaygısını hisseden çocuk, endişelenmek için haklı olduğu sonucuna varabilir bu da çocuğun sıkıntısını artırır.

  • Okula başlamadan önce çocuğunuzla, okul hakkında olumlu konuşmalar yapın. Yeni arkadaşlar edineceğinden, öğretmeninin onu çok seveceğinden ve çok eğleneceğinden bahsedin.

  • Çocuğun giysi ve eşyalarını bir gün önceden hazırlayın. Böylece okula hazırlık telaşını yaşamazsınız.

  • Çocuğa okulu gezdirin. Tuvalet, kantin gibi yerleri gösterin.

  • Çocuk ağlasa dahi ondan ayrılacağınızı kesin bir şekilde belirtin ve geri dönmeyin. Sınıfta bekleyerek oyalanmayın. Vedalaşmayı kısa tutun. Bir müddet sonra çocuğunuz kendini iyi hissetmeye başlayacaktır.

  • Bazı anne-babaların okul saati boyunca bahçede veya okul dışında bekledikleri görülmektedir. Böyle bir durumda çocuk, anne-babasını her gördüğünde, endişelenmesi gereken bir şey olduğunu zannedebilir. Çocuğunuzu gönül rahatlığıyla okulda bırakıp gidebilirsiniz. Bir müddet sonra çocuğunuz kaygısıyla başa çıkmayı öğrenecektir.

  • Çocuğunuza siz yanında olmasanız bile, güvende olacağını söyleyin.

  • Okul bitince onu okuldan alacağınızı özellikle belirtin.

  • Çocuğu vaktinde okuldan almaya dikkat edin.

  • Eve geldiğinde çocukla okulda yaşadıkları hakkında konuşun. Pek çok çocuk, okulda yaşadıklarını anlatmaktan hoşlanır. Çocuğunuzu dinlemeniz ve anlattıklarına ilgi göstermeniz onun okula karşı ilgisini pekiştirir ve öğrenme isteğini artırır.

  • Bazen çocuk yorgun olduğu için yaşadıklarından bahsetmek istemeyebilir. Bu konuda çocuğu zorlamayın. Dinlendikten sonra kendi isteği ile anlatmasını bekleyin.

Çocuk okula gitmek istemezse

İster okula yeni başlasın, ister ara sınıfta olsun bazı çocuklar okula gitmek istemezler. Çocuğun okul korkusu bir takım fiziksel yakınmalara neden olur. En yaygın görülen yakınmalar; baş ve karın ağrısı, iştahsızlık, huzursuzluk, rahat uyuyamama, mide bulantısıdır. Çocuğunuz normal zamanlarda gayet sağlıklı görünüyor fakat okula gitme saati yaklaştıkça bu tip yakınmalarda bulunuyorsa ‘okul sendromu‘ adı verdiğimiz, okula karşı bir kaçınma tepkisi geliştirmiş olabilir. Ebeveyn ilk etapta çocuğun bu isteksizliğinin altında yatan nedeni bulmaya çalışmalıdır.

Okul sendromunun sebepleri

  1. Ayrılık korkusu; Çocuk bütün gününü birlikte geçirmeye alıştığı annesinden ve evinden ayrılmaktan endişe duyuyor olabilir. Özellikle son zamanlarda ailede boşanma, ölüm, taşınma, ekonomik problemler gibi önemli değişiklikler yaşandıysa, bu tip krizler ayrılık korkusunu tetikler. Bazı çocuklar onlar okuldayken, evde kötü bir şey olacağından korkarlar.

  2. Arkadaş edinememe; Okul hayatının en güzel deneyimlerinden biri arkadaşlıktır. Arkadaş edinmekte zorluk çeken bir çocuk bir müddet sonra kendini yalnız ve dışlanmış hisseder. Çocuk utangaç olduğu için ya da sosyal becerilerinin eksikliğinden dolayı arkadaş edinemeye bildiği gibi, alışılmadık bir isminin olması, giyim tarzı, saç kesimi, konuşma farklılığı, yaşına göre daha küçük görünmesi gibi sebeplerden dolayı da akranlarınca alay mevzuu olabilir.

  3. Okulda yaşanan olumsuz bir hadise; Çocuk bir akranı ya da kendisinden daha büyük bir öğrenci tarafından tehdit edilmiş, korkutulmuş yahut alay edilmiş olabilir. Özellikle yalnız çocuklar bu tür hadiselere daha çok maruz kalırlar. Öğretmeniyle arasında bir sıkıntı yaşanmış olabilir. Çocuğun okulda veya okul yolunda başına gelen bir kaza dahi çocuğu okuldan soğutmaya yeterli olabilmektedir.

  4. Özgüven eksikliği; Bazı çocuklar ailelerinin desteği olmaksızın, yeni durumlarla ya da stresli ortamlarla başa çıkamazlar. Özelikle aşırı korumacı ailelerde yetişmiş çocuklara, özgüven eksikliğinden dolayı, okul gibi yeni ve meydan okuyucu bir ortama girmek ürkütücü gelebilir.

Aile ne yapmalı?

  • Okul sendromunun en iyi tedavisi, çocuğun her gün okula devam etmesidir. Çocuğunuzun düzenli bir şekilde devamını sağlayın. Bir müddet sonra, fiziksel şikâyetlerinin azaldığını göreceksiniz

  • Sabah kalktığında çocuğa nasıl hissettiğini sormayın çünkü bu çocuğa şikâyet etmek için cesaret verir. Eğer çocuğunuz evde gezinebiliyorsa, okula da gidebilir demektir

  • Okula geç kalsa dahi, çocuğu sınıfına götürün. Bu konuda taviz vermeyin.

  • Çocuğunuza niçin okula gittiğini anlatın ve onun anladığına emin olun.
    Bazı çocuklar okula anne-babalarının onu sevmediği için yolladığını düşünebilir. Özellikle, yeni bir kardeşin doğumuyla, çocuğun okula başlaması aynı zamana denk geldiyse, çocuk istenmediği duygusuna kapılabilir.

  • Çocuğunuzun duyguları ile alay etmeyin.

  • Çocuk, o evde yokken annesinin başına kötü bir şey geleceğinden endişe ediyor olabilir. Ona bütün gün ne yapacağınızı anlatın ve çocuğunuzu okul dönüşü zamanında karşılayın.

  • Çocuğun öğretmeninden yardım isteyin. Mümkün olduğunca sınıf ya da okul değiştirmeyi düşünmeyin. Eğer çocuk öğretmene karşı aşırı tepkiliyse ya da öğretmen çocuğa yardımcı olmak hususunda isteksiz davranıyorsa sınıf değiştirmeyi düşünebilirsiniz.

  • Çocuğunuzla, okul korkusu hakkında konuşun. Tam olarak onu neyin üzdüğünü anlatması için çocuğunuzu cesaretlendirin. Okulda yahut okul yolunda kötü bir şey olup olmadığını sorun. Eğer çocuk, okulda ağrılarının daha çok artığını söylerse alternatif bir çözüm sunun. Mesela, öğretmeniyle de konuşarak, bir müddet başka bir yerde uzanabileceğini ama kendini iyi hisseder hissetmez sınıfa geri dönmesi gerektiğini söyleyebilirsiniz. Yalnız bu konuşmayı okula gideceği vakitte yapmayın.

  • Çocuğunuza akranları ile oynaması için imkânlar sağlayın. Özellikle bünyesi hassas olan çocuklar, evde daha fazla vakit geçirirler. Bunu tersine çevirin. Çocuğunuzu sık sık sokağa ya da arkadaşlarının evine oynamaya gönderin.

  • Çocuğunuzun kendine olan güvenini artırmaya çalışın. Bunun için yaşına uygun sorumluluklar verin. Olumlu davranışlarını, küçük de olsa başarılarını övün. Çocuğunuzu eleştirmekten kaçının.

  • Çocuğunuzun sosyal becerilerini geliştirin. Örneğin, oyuncaklarını paylaşma, oyun kurallarına uyma, kaybetmeyi kabullenme gibi.

  • Bazı çocuklar anne-babalarının yüksek beklentilerini gerçekleştiremediklerinden dolayı okula gitmek istemezler. Çocuğunuzu olduğu gibi kabul edin ve yeteneklerine uygun hedefler koyun. Kısa sürede okumaya geçme, çok güzel yazı yazma, aritmetik işlemlerini hemen çözme gibi yeteneklerini aşabilecek beklentilere girmek, çocuğunuzun cesaret ve motivasyonunu azaltacaktır.

Okuma-yazma ve saymayı öğrenirken çocuğa nasıl yardımcı olunabilir?

İlköğretimin temel amacı çocuğun okuma-yazma ve aritmetik becerilerini kazanmasını sağlamaktır. Bu becerilerin kazanılması için ilk önce çocuğun duyuları, kasları ve zihni yeterince olgunluk kazanmış olmalıdır. Aile bu üç becerinin kazanılmasında şunlara dikkat etmelidir.

  • Okumayı öğrenirken, çocuğun yazılanları parmakla takip etmeden, gözüyle, alçak sesle veya içinden okumasını sağlayın. Kelimeyi okumadan önce harf harf veya hece hece tekrar etmesine engel olun.

  • Çocuğunuzu kitap okumaya özendirin. Ailecek evde kitap okuma seansları düzenleyebilirsiniz. Anne-babasının kitap okuduğunu gören bir çocuk, bu hususta daha hevesli olacaktır.

  • Çocuğunuzu kitapçıya götürün. İlgisini çekebilecek, bol resimli kitaplar almasına sağlayın.

  • Kitap okumayı eğlenceli bir faaliyet haline getirin. Yine de çocuk okumak istemezse baskı yapmayın.

  • Yazma becerisinin kazanılması için, öncelikle çocuğa kalemi nasıl tutacağını öğretin. Kalemi başparmağı ile işaret parmağı arasına yerleştirin. Orta parmağını, kalemin ucundan yaklaşık 1-2 cm. yukarıda kalemi destekleyecek şekilde konumlandırın. Kalemi doğru tutmayı öğrenene kadar sık fakat kısa süreli alıştırmalar yaptırın.

  • İlk zamanlar yazma faaliyeti çocuk için bir hayli zor olacaktır. Düz, yatık, yuvarlak çizgiler çizmesi için el ve parmakları yeterince gelişmiş değildir. Çocuğunuzun ismini yazdıktan sonra, üzerine ince bir kâğıt koyup kopya etmesini isteyebilirsiniz.

  • Çocuk düzgün bir şekilde yazı yazamıyorsa, 2-3 dakika süren kısa yazma alıştırmaları yaptırın.

  • Sayı kavramının gelişmesi için okul öncesi dönemden itibaren çocuğunuza, sayılarla nesneler arasında ilişki kurmasını sağlayacak etkinlikler yaptırın. Mesela, merdivenleri çıkarken basamakları saymak, çevredeki rakamlara dikkatini çekmek, sayı yazma alıştırmaları yapmak, zarlı oyunlar oynamak gibi.

  • Çocuk okumayı, yazmayı ve sayı saymayı kendi gelişim hızına göre öğrenir. Sabırlı olun ve asla çocuğu azarlamayın.

Ders çalışma alışkanlığının kazanılması

  • Çocuğa ders çalışabileceği sessiz ve rahat bir ortam hazırlayın. Ödevlerini yaparken başında beklemeyin. Bunun yerine ara sıra yanına gelerek, çabasını övebilirsiniz.

  • Ders çalıştıktan sonra çocuğun hoşlandığı bir faaliyeti yapmasına izin verin; sokakta arkadaşları ile oynamak gibi.

  • Ders çalışma süresini kısa tutun. Mesela yarım saat ders çalıştıktan sonra 10 dakika ara verdirin. Çocuğun dikkati kısa bir müddet içinde dağılacağı için masadan kalmadan saatlerce çalışmanın hiçbir faydası yoktur.

  • Bazı çocuklar resim, müzik, spor gibi alanlarda daha başarılıdır. Bu alanlardaki yeteneklerini geliştirme imkanı verin. Bu çocuğunuzun özgüvenini artırır.

  • Çocuğunuzu başarılı arkadaşları veya kardeşleri ile asla kıyaslamayın.

  • Onun yerine ödevlerini yapmayın. Eğer ödevini yapmadıysa, öğretmene bunun nedenini, çocuğun kendisi açıklamalıdır. Onun yerine bu sorumluluğu almayın.

Kategoriler
Yazılarım

Hiperaktif Ve Dikkat Eksikliği Olan Çocuklar İçin Sınıf İçi Düzenlemeler

Psikolog Çiğdem KARAKUŞ 

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, çocuklar arasında görülen en yaygın bozukluklardan biridir. Hiperaktivite ve dikkat eksikliği olan çocuklarda, okul çağından önce ve okul çağında hareketlilik ve dikkat eksikliği belirgin olarak göze çarpar. Bu çocukların işlevselliği belirgin bir şekilde bozulur, özellikle okul döneminde göreceli bir başarısızlık ve sık sık öğretmeninden uyarı alma görülür. Oysaki çocuk, derse konsantre olmadığından, çoğu zaman normal zekâya hatta normalin üstü zekâya sahip olduğu halde derslerinde başarısızlık göstermektedir. Bu tür çocukları idare etmesi zordur. Çocuğun sosyal ilişkileri bozulur, bunun üzerine dersteki başarısızlıkları da binince kendine olan güveni ve öz değeri düşer. Bu sebeple çocuğun hem psikososyal açıdan desteklenmesi hem de bu çocuklara eğitmenlik yapma vazifesinde olan öğretmenlerin yönlendirmesi ve davranışları çok önemlidir. Yanlış tutumlar çocuğun hareketliliğini daha da artırmakla kalmayıp, çocuğu başarılı olabilecekken başarısızlığa itmektedir. Hiperaktif çocukların diğer yaşıtlarıyla birlikte normal bir okula devam etmelerinde bir sakınca yoktur. Yalnız bu çocukları eğitmekle yükümlü olan öğretmenlerin bir takım hususları bilmeleri ve bu hususlara göre davranmaları gerekmektedir. Bu notların amacı; bu öğretmenler için bazı pratik bilgiler sunmak ve sınıfta uygulayabilecekleri stratejiler önermektir.

Her şeyden önce şunu bilmek gerekir ki; hiperaktivite bozukluğu nörolojik bir bozukluktur ve bu bozukluğa bağlı olarak ortaya çıkan davranışlar çocuğun kontrolünde değildir. Bu davranışlarından dolayı çocuk asla kınanmamalı, davranışları tembellik, dikkatsizlik, umursamazlık, kişilik özelliği gibi sebeplere bağlanmamalıdır. Bu çocukların öğretmenleri mümkün olduğu kadar esnek davranabilmelidir. Hiperaktif çocuklar, güvenli bir ortam sağlandığında normal çocuklardan daha başarılı olabilmekteler. Öğretmenlerin hiperaktivite bozukluğu hakkında daha çok bilgi edinmeleri hatta hizmet iç eğitim almalarında fayda vardır.

Dikkat eksikliği gösteren çocuklar için kullanılacak stratejiler:

Dikkat eksikliği belirtileri şunlardır: dikkatlerini uzun süre toparlayamazlar, başladıkları işlerin sonunu getirmekte güçlük çekerler, dikkat gerektiren günlük işlerden kaçınırlar, eşyalarını sık sık kaybederler, günlük işlerinde unutkanlık vardır, işlerini düzensiz ve dağınık yaparlar, genelde bir işten diğerine çok sık geçiş yaparlar, karşılarındakini dinlememe konudan konuya atlama görülür, dikkatleri ilgisiz uyaranlarla sık sık dağılır, çalışmaları plansızdır, yaptıkları işlerde dikkatsizce hatalar yaparlar.

Bu çocuklar için şu stratejileri kullanın:

  • Bir soru sormadan önce duraklayarak ya da etrafınıza göz gezdirerek çocukta merak uyandırın.

  • Öğrencileri rast gele seçerek derse kaldırın.

  • Herhangi bir öğrenci, bir soruyu cevaplarken diğerlerinin dikkatini çekin.

  • Dikkati dağılmaya başlayan öğrenciye ( konuyla alakasız da olabilir) basit bir soru sorun. Yalnız soruyu ceza amaçlı sormamaya dikkat edin.

  • Çocuğun ismini verdiğiniz örneklerde ya da konuda örnek kullanın.

  • Çocukla aranızda özel bir espri oluşturun.

  • Dikkati dağınık çocuğa yakın durun ve dersi anlatırken çocukla fiziksel bir temas oluşturun. ( elini omuzuna atmak gibi)

  • Ders ilerledikçe sınıf içinde dolaşın ve çocuğun kitabında anlattığınız konunun üzerine hafifçe vurarak onun dikkatini toplamasını sağlayın.

  • Anlatılacak konuları mümkün oldukça kısa tutun.

  • Çocuk için zihinsel ve fiziksel alternatifler yaratın.

  • Derste mümkün olduğu kadar görsel ve işitsel malzemeler kullanın. ( renkli kartlar, teyp, harita, resim vb.)

  • Çocuklara hayal kurma vakitleri verin.

  • Talimatlarınız basit ve somut olmalı.

  • Talimatlarınızı yumuşak bir ses tonuyla verin.

  • Çocuğa kendi kendisini kontrol etmeyi öğretin.

  • Sunacağınız konuyu çocuğun ilgileriyle ilişkilendirerek anlatın.

  • Sık sık grup çalışmaları yapın.

Bilişsel bozukluk gösteren çocuklar için kullanılacak stratejiler:

Bu çocuklar ellerindeki işi bitirmekte güçlük çekerler. Konuşurken alakasız kelimeler kullanırlar. Bir iş yaparken gösterdikleri performans düşük olur ve ne yapmaları gerektiğini anlamamış olduklarını gösterir. İşi genellikle ne yaptıklarının farkında olmadan ve düşünmeden yaparlar. Fevridirler.

  • Çocuğa karşı olumlu bir tutum takının.

  • Sınıf içi kuralları ve sosyal kuralları açık ve anlaşılır bir şekilde anlatın.

  • Çocukla aranızda özel bir işaret oluşturun.

  • Çocukla öğretmen arasındaki benzerlikler üzerine vurgu yapabileceğiniz özel konuşma vakitleri ayarlayın.

  • Çocuğun alakasız gibi görünen cevap ve tepkilerini, konuyla alakası olup olmama hususunda inceleyin.

  • Herhangi bir öğrenciyi soruları yazmakla görevlendirin.

  • Soruyu cevaplamadan önce çocuğa sorusunu tekrarlatın.

  • Bilinen bir hikâye seçin ve zincirleme bir şekilde öğrencilere anlattırın.

  • Yeni bir konuya başladığınızda ayrıntılara girmeden önce öğrencilere o konuyla ilgili sorular ürettirin.

  • Gerçek ile hayali birbirinden ayırt ettirmek için gerçek-hayal karışımı hikâyeler anlatın ve çocuklara ayırımları üzerinde vurgu yapabilecekleri yorumlarını anlattırın.

  • Öğrencilere ‘doğru’, ‘olabilir ama olmadı’, ‘Olması imkânsız ve olmadı’ gibi cevaplar verebilecekleri yazılı projeler verin.

  • Dürüst olmadığı zaman çocuğu yalanı ile yüzleştirmeyin.

  • Dikkat dağıtıcı şeyleri çocuğun sırasında veya sınıfta bulundurmayın.

  • Kısa ödevler verin.

  • Doğru yapmanın hızlı yapmaktan daha önemli olduğuna dair konuşmalar yapın. Önemli olan nicelik değil niteliktir.

  • Bir öğretmen olarak temponuzu sık sık kontrol edin.

  • Sınıfta bir duvar saati bulundurun ve bir alıştırma üzerinde ne kadar çalışacaklarını çocuklara önceden söyleyin.

  • Bu çocuklardan tamamladıkları ödevlerini dosyalamalarını isteyin.

  • Çocuğa kendi kendine konuşmayı öğretin.

Sınıf içi bazı davranışlar için getirilebilecek düzenlemeler:

Bu davranışları gördüğünüzde bu düzenlemeleri getirin:

  • Bir planı ya da işi takip etmekte güçlük çekmek(gerçekçi olmayan uzun süreli amaçlar edinmek, konudan sapmak)
    – Uzun süreli amaçlar edinmiş öğrencinin amaçlarını ulaşılabilir gerçekçi parçalara ayırın.
    – Çocuğa, bu amaca ulaşmak için ne yapması gerektiğini tek tek sorarak amacını ulaşılabilir bir amaca dönene kadar küçültün.
    – Öğrencinin amaçları doğrultusunda ilerlemesini takip edin ve aşılması gereken her bir basamağı dikkatlice zamanlamasına yardımcı olun.

  • Belirli bir işi yaparken basamakları takip etmekte ve işi tamamlamakta güçlük çekmek
    – İşi çalışılabilir ve elde edilebilir parçalara bölün.
    – Her bir basamak için örnek gösterin.
    – Tamamlaması gereken aktivitenin gereklerini belirtin (matematik ödevin bu 8 problemi doğru bir şekilde çözünce bitecek bunları bitirmeden diğer ödevine başlama)

  • Zincir halinde verilen komutları, talimatları doğru bir şekilde takip etmekte güçlük.
    – Talimatı vermeden önce çocuğun dikkatini çekin. Sözel talimatları yazılı talimatlarla birlikte verin.
    – Talimatlarınız açık ve anlaşılır olmalıdır. Bir anda tek bir talimat verin sonra sırayla ötekilere geçin.
    – Bütün sınıfa verilen talimatı çocuğa özel olarak tekrar edin.( bunu yaparken diğer öğrencilere çocuğun durumunu hissettirmemelisiniz)
    – Çocuğun direktifi anlayıp anlamadığını kontrol etmek için, direktifi tekrar ettirin.

  • Konuları ya da yapılacak işleri öncelik sırasına göre düzenlemede güçlük çekmek.
    – Ödevleri ve konuları öncelik sırasına göre verin.
    – Çocuğa yardım için bir örnek hazırlayın ve onu sırasına yapıştırın. Bu örneğe sık sık atıfta bulunun.

  • Ödevleri tamamlamada güçlük çekmek.
    – Her bir ödevi tamamlamak için gereken basamakları açıkça yazın ve sözel olarak belirtin.
    – Ödevleri mümkün olduğu kadar kısa verin
    – Uzun ödevleri parçalara ayırın ve belirlediğiniz tarihlerde( sürede) her bir parçasının tamamlanmasını sağlayın.
    – Ödevleri sık sık kontrol edin. Çocuğa geri-bildirimde bulunun.
    – Çocuğa her ders için bir çalışma arkadaşı ayarlayın.

  • Hafıza gerektiren derslerde güçlük çekmek
    – Dersi anlatırken mümkün olduğu kadar görsel, işitsel, yazılı, hareketli araçlar kullanın.
    – Çocuğa hafıza tekniklerini öğretin.

  • Sınavlarda güçlük çekmek.
    – Çocuğa sınav için ek süre tanıyın, çocuğa yazılı sınav yerine sözlü sınav verin.
    – Sınav kâğıtları temiz ve okunaklı olmalıdır. Her sorunun altına cevap için boşluk bırakın. Cevap ile soru aynı sayfada olmalı.
    – Çocuğa sessiz bir ortamda ayrı olarak sınav verin.

  • Sözel olmayan işaretleri, beden dilini yanlış anlama.
    – Beden dilinin ne anlattığını çocuğa açıklayın.
    – Beden dilini çocuğa öğretmek için, role-playing yaptırın.

  • Yazılı metinleri anlamada güçlük çekmek. Ana fikri, yardımcı fikirleri ayırt edememe, önemsiz ayrıntılara takılma
    – Çocuğa vereceğiniz metinde ana fikrin altını çizin.
    – Metindeki önemli noktaları gösteren bir metin taslağı verin.
    – Çocuğa ana fikri ve yardımcı fikirleri bulmayı öğretin.
    – Eğer imkânınız varsa metnin kasetini sağlayın.

  • Sözel sunumları anlamakta güçlük çekmek.
    – Anlattığınız konunun yazılı kopyasına çocuğa verin.
    – Öğrencilerin not alırken birbirlerine bakmalarına izin verin.
    – Çocuğu kendi notları ile arkadaşlarının notlarını karşılaştırması için teşvik edin.
    – Çocuğu kayıt cihazı kullanmaya teşvik edin.
    – Konunun anahtar kelimelerini tahtaya yazın ve onlara vurgu yapın.

  • Dikkati korumada güçlük çekmek.
    – Çocuğun dikkatini ödüllendirin.
    – Çalışmayı küçük parçalara bölün.
    – Çocukla fiziksel yakınlık sağlayın.
    – Çocuğu duvar tarafında bir yere oturtun ve sırasında dikkat dağıtıcı bir şey bulundurmayın.( Çocuğa bunu cezalandırma amaçlı yapmadığınızı anlatın)

  • Dağınıklık ve eşyaları kaybetme.
    – Çocuğa organizasyon tekniklerini öğretin
    – Haftalık, aylık ödev kâğıtlarını bir dosyada toplattırın ve eksik olup olmadığını kontrol edin.
    – Günlük çalışma materyallerini listeleyin ve ödev ya da konu için gerekli sayfa düzenini gösterin.
    – Ödevlerdeki hatalarını düzelterek çocuğa geri bildirimde bulunun.

  • El yazısının bozuk olması.(kelimeleri bitişik yazma, büyük harf küçük harf ayrımını yapamama, akıcılığın olmaması, harflerin doğru yazılmaması).
    – Bilgisayarda yazılmış ödevleri kabul edin.
    – Öğrencinin isteği doğrultusunda alternatif metotları kabul edin.(Ödevin sözel verilmesi, daktilo ile yazılması vb.)
    – Çocuğu bozuk yazısından dolayı asla yargılamayın.
    – Kısa ödevlere izin verin.
    – Önemli olanın ödevin uzun olmasının değil kaliteli olmasının olduğunu vurgulayın.

  • Verimli ders çalışamama.
    – Verimli ders çalışma yöntemlerini çocuğa öğretin.

  • Hayale dalmak
    – Çocuğun derse aktif bir şekilde katılmasını sağlayın.
    – Çocuklar için özel hayal kurma vakitleri ayırın.

  • Dikkat çekmeye çalışmak, sınıfta dolaşmak, bağırmak, arkadaşlarına sataşmak vs.
    – Çocuğa başkalarının dikkatini uygun davranışlarla nasıl çekebileceklerini öğretin.
    – Çocuğun uygun davranışlarını ödüllendirin.
    – Çocukla sessiz durduğu zaman ilgileneceğiniz hususunda emin kılın.

  • Yerinde duramama, aşırı hareketlilik.
    – Öğrenciye sık sık ayağa kalkma ve sınıfta dolaşma imkânı verin.
    – Çocuğun küçük şeylerle, silgi, küçük bir top, lastik gibi, oynamasına izin verin.

  • Değişikliklerde, yeni bir aktiviteye geçmek, sınıf değiştirmek vb. zorluk çıkarmak, toparlanmayı reddetmek, yeniliklere direnç göstermek.
    – Çocuğu yapacağınız değişiklik için hazırlayın. Program değişikliği için önceden sinyal verin( şimdi bu alıştırmayı bitirince bahçeye çıkacağız ve oyun oynayacağız)

  • Rekabet ya da baskı yaratan durumlarda aşırı heyecanlanmak.
    – Çocuğa rakibinin kendisi olduğunu vurgulayın.
    – Çocuklara rekabete yönelik değil dayanışmaya yönelik oyunlar oynatın.

  • Takım çalışmalarında uyumsuz davranmak.
    – Çocuğa sorumluluk ve liderlik verin.
    – Çocuğu öğretmene yakın tutun.

  • Tehlikeli sonuçlar doğurabilecek davranışlarda bulunma, sonucunu düşünmeme.
    – Çocuğa davranışının ne gibi tehlikeler doğurabileceğini fark ettirmeye çalışın.
    – Sorumluluk sahibi çocuklarla eşleştirin.
    – Çocuğa bir şeyi yapmadan önce durmasını, düşünmesini, sonra yapmasını öğretin.

  • Yetişkinlerle zayıf iletişim, otoriteye karşı koyma.
    – Çocuğa karşı olumlu bir tutum takının.
    – Çocukla istemediğiniz davranışları ve sebepleri üzerine bireysel olarak görüşün.

Kategoriler
Yazılarım

Hiperaktif Ve Dikkat Eksikliği Olan Çocuk İçin Aile Ne Yapabilir?

Psikolog Çiğdem KARAKUŞ 

Hiperaktif ve dikkat eksikliği olan bir çocuğa sahip olmak her ana baba için başa çıkılması güç bir durumdur. Fakat hayat, bu çocuklar için sanıldığından daha zordur. Okulda başarısızlığa uğramak, bir oyunun sonunu getirememek ve arkadaşlarını kaybetmek. Bütün gece dikkatini ödev üzerinde toplamak için verilen mücadele ve sabahında ödevi okula götürmeyi unutmak Her gün gittikçe artan bu hüsranlar çocuk için başa çıkılması daha zor durumlara yol açmaktadır. Bazı çocuklar bu engellenmeleri kuralları çiğneyerek, kavga ederek, uygunsuz davranışlar göstererek gidermeye çalışırken, kimisi de bedensel yakınmalarla endişelerini dışa vururlar. Bir kısım çocuk ise ihtiyaçlarını ve korkularını içine atarak, gerçekte kendilerini ne kadar kötü hissettiklerini örtmeye çalışırlar.

Hiperaktif bir çocukla yaşamak yeterince zordur

Öfkeli, sürekli oyuncaklarını gasp eden, eşyalarını kaybeden bir kardeşe yahut sınıf arkadaşına sahip olmak da yeterince zor bir durumdur. Hiperaktif bir çocukla yaşayan yahut onunla aynı sınıfı paylaşan çocukların da çeşitli engellenme hislerine kapılmaları olasıdır. Bu çocuklar, anne babaları yahut öğretmenleri hiperaktif çocukla ilgilenirken, kendilerini ihmal edilmiş hissedebilirler. Kardeşlerini veya sınıf arkadaşlarını sevmek isterler fakat bu bazen o kadar zordur ki!

Genel disiplin yöntemleri hiperaktif çocuklarda etkili değildir

Belki de en zor olanı bu çocukların ebeveyni olmaktır. Bu çocukların sürekli hareket halinde olmaları ve davranışlarını kontrol altında tutamamaları ebeveyn için meydan okuyucu bir durum yaratır. Anne baba, sürekli öfke nöbetleri geçiren, etrafı dağıtan, sözlerini dinlemeyen, hareketlerinin sonuçlarını düşünmeyen böyle bir çocuk karşısında kendini çaresiz ve kayba uğramış hissederler. Genel disiplin yöntemleri ise hiperaktif ve dikkat eksikliği olan çocuklarda etkili değildir çünkü gerçekte bu çocuklar bu şekilde hareket etmeyi kendileri seçmezler. Yanlış olduğunu bildiği halde ebeveyn kendini çocuğa bağırırken, onu aşağılarken hatta hırpalarken bulabilir. Ebeveynin bu tip tepkileri daha üzücü sonuçlar doğurur. Bu da anne babanın kendini iyi bir ebeveyn olmamakla suçlamasına kadar gider.

İlaç tedavisi davranış problemlerini çözse bile duygusal problemleri çözemiyor

Peki ,tüm bu olumsuz durumlardan bir çıkış yolu var mı dır? İlaçla tedavi bazı istenmeyen davranışların kontrolünde etkili olmaktadır. Fakat ilacın hala ulaşamadığı ve çözümsüz bıraktığı, problemin başka boyutları mevcuttur. Çünkü bu bozukluk sadece davranışları değil duyguları da derinden etkilemektedir. Bazı hiperaktif çocuk için azarlanmak, sahip oldukları tek dikkat çekme yolu haline gelmiştir. Bu çocuklar kendi değerliliklerini ve yeterliliklerini inşa edebilecekleri çok az deneyim yaşamışlardır. Eğer onlar hiperaktifseler, sık sık ne kadar kötü olduklarının konuşulduğuna tanık olurlar, davranışları için cezalandırılırlar. Eğer çocuk dağınıksa ve bir konu üzerinde dikkatini toplayamıyorsa, okulda başarısızlığa uğrayacak ve tembel olarak algılanacaktır. Saldırgan davranışları onun arkadaşları tarafından dışlanmasına sebep olacak, bu da çocuğu sosyal ilişkiler kurmaktan mahrum bırakacaktır. Bu boyutlarda engellenmelerle karşılaşmak bu çocukları garip, anormal veya aptal olmak gibi büyük bir korku geliştirmelerine sebep olabilir. Bu gibi durumların önlenmesi için hem çocuğun hem de ailenin, davranış sorunları ve duygusal sorunlarla başa çıkma becerileri geliştirebilecekleri profesyonel bir yardım almaları zaruridir. Profesyonel bir yardım sadece bu davranışlarla başa çıkma yollarını değil, çocuğun ve ailenin kendilerini daha iyi hissetmelerine yardımcı olur.

Hiperaktif ve dikkat eksikliği olan çocuklar için aile ne yapabilir?

  • Ev programlarını organize edin: oyun, yemek, yatış, ders çalışma, televizyon seyretme, ev işleri gibi ev içi faaliyetlerin zamanlarını gösterecek bir ev programı hazırlayın ve bunu çocuğun her zaman görebileceği bir yere asın. Eğer çocuk programı hala okumadıysa, her günün faaliyetlerini gösterecek resimler ve semboller kullanın. Programdaki herhangi bir değişikliği önceden çocuğa haber verin.

  • Ev kuralarını belirleyin: Ailede geçerli kuralları basit, açık ve kısa bir şekilde belirleyin ve bu kuralları anlaşılır bir şekilde çocuğa açıklayın. Kuralları ve uyulmadığı takdirde getireceği neticeleri açıkça yazarak ev programının yanına asın. Kuralların çiğnenmesi halinde verilecek ceza geçerli, çabuk ve tutarlı olmalıdır.

  • Olumlu olun: Çocuğa ne yapmaması gerektiğinden çok ne yapmasını istediğinizi söyleyin. Çocuğun her iyi davranışını her zaman ödüllendirin- kapıyı yavaşça örtme, üstünü giyme gibi basit davranışlar olsa bile- Çocuğun yanlışlarına vurgu yapmak yerine doğrularını övün ve ödüllendirin.

  • Direktiflerinizin anlaşıldığından emin olun: Bir emir vermeden önce, çocuğun dikkatini çekin ve direk gözlerinin içine bakın. Sonra çocuğa açık bir şekilde, sakin bir ses tonuyla ne yapmasını istediğinizi söyleyin. Çocuğun anlayıp anlamadığını kontrol etmek için direktifinizi tekrar etmesini isteyin. Vereceğiniz direktifler kısa ve basit olmalıdır. Zor ve aşamalı işler için direktifleri tek tek verin. Aynı anda sıralı komutlar vermeyin.

  • Tutarlı olun: Sadece yerine getirebileceğiniz sözler verin. Ne söylediyseniz muhakkak yerine getirin. Emirleri ve kuralları sürekli tekrar etmek bir işe yaramayacaktır. Bu yüzden çocuk bir kuralı bozduğunda, sadece bir kere sakin bir ses tonuyla uyarın eğer uyarınız dikkate alınmazsa daha önce söz verdiğiniz cezayı uygulayın. Fiziksel cezaları kullanmaktan kaçının, bu tip cezalar durumu daha da kötüleştirir.

  • Çocuğu sürekli gözlem altında tutun: Hiperaktif çocuklar çok fevri olduklarından sürekli izlenmelidir.

  • Çocuğun arkadaşlarını izleyin: Hiperaktif bir çocuk için sosyal kuralları ve ilişkileri öğrenmek ve korumak zordur. Bu yüzden çocuğun oyun arkadaşları dikkatli seçilmeli, fiziksel ve dilsel yetenekleri benzer çocuklarla arkadaşlık yapması sağlanmalıdır. Eve aynı anda sadece bir ya da iki arkadaşı davet edilmeli, oyun oynarken iletişimleri gözlenmeli, ev içinde kavga istenmediği çocuklara açıkça belirtilmelidir.

  • Okul faaliyetlerine yardım edin: Okul zamanları çocuk için oldukça zordur. Bir gece önceden çocuğun giyecekleri ve okul çantası hazırlanmalı, gerekli malzemeler konulmalıdır. Çocuğa giyinmesi ve kahvaltı etmesi için yeterli zaman tanınmalıdır. Eğer çocuk sabahları yavaş hareket ediyorsa muhakkak giyinme ve kahvaltı için yeterli zaman ayrılmalıdır.

  • Ödevlerin hazırlanmasına yardım edin: Ödevler için düzenli bir çalışma yeri ayarlayın. Bu yerin, sessiz ve dikkat dağıtıcı şeylerden (televizyon, diğer insanlar vb.) uzak olması gerekir. Ödevleri küçük parçalara ayırın, zaman içine yayarak her ödevden sonra teneffüs verin. Mesela, çocuk okuldan geldikten sonra, yemeğini verin. Bir süre oynamasına izin verdikten sonra ödevine başlatın. Ders çalışma saatlerini, çocuğun hoşlandığı şeyleri yapabileceği dinlenme aralarına bölün. Çocuğa bol bol cesaret verin.

  • Notları değil çocuğun çabasını ödüllendirin.

  • Çocuğunuza mümkün oldukça çok zaman ayırın. Onu bol bol dinleyin ve vermek istediği mesajları anlamaya çalışın.

  • Çocukla sık sık fiziksel temasta bulunun. Bu çocuklar fiziksel temasa çok ihtiyaç duyarlar.( kucaklamak, güreşmek vb.)

  • Onları oldukları gibi kabul edin. Beklentilerinizi sınırlarına göre ayarlayın. Gerçekleştiremeyecekleri beklentilere girmeyin.

  • Çocuğa ev içinde sorumluluklar verin.

  • Beraber eğlendirici ilginç hikâyeler okuyun. Çocuğu soru sormaya ve kitap okumaya teşvik edin.

Kategoriler
Yazılarım

Hayır Demek

Psikolog Çiğdem KARAKUŞ 

Arkadaşınız sizden borç istiyor fakat biliyorsunuz ki geçmişte de birkaç kez borç istemişti ve ne yazık ki arkadaşınız borcunu geri ödeme hususunda iyi bir sicile sahip değil. Ve siz aslında kendinizi fazlasıyla kullanılmış hissettiğiniz halde ona hayır demekte zorlanıyor musunuz? Ya da hayır demeyi başardınız fakat kendinizi suçlu ve kötü mü hissediyorsunuz?

Neden “Hayır” demek bu kadar zor?

Doğumumuzdan itibaren onay almak, varlığımızın kabul görmesi sağlıklı ve mutlu bir yaşam için temel gereksinimlerimizden biridir. Bizler yetişirken çeşitli şekillerde onay almayı öğreniriz, mesela başkalarına evet dediğimizde bizi daha çok sevdiklerini, başkalarıyla aynı fikirde olmadığımız zamanlarda, kendi fikrimizi ifade etmenin gruptan dışlanmamıza sebep olacağını düşünüyor olabiliriz. Çünkü bizler beğenilmek ve sevilmek isteriz ve birinin isteğini reddettiğimiz de sevilmeyeceğimizi, onay almayacağımızı düşünürüz.

Niçin “Hayır” demeliyiz?

Yeterince vaktimiz ve kaynağımız olmadığında, değerlerimizle düşüncelerimizle çelişen isteklerle karşılaştığımızda, kişisel ihtiyaç ve isteklerimizle çakışan durumlarda veya kendimizce reddetmek için sebeplerimizin olduğu durumlarda hayır diyebilmeliyiz. Aksi halde her şeyden önce kendimize olan saygımızı kaybederiz, başkalarının bizi sömürmesine izin vererek, kendi kendimizi de sömürmüş oluruz. İstemediğimiz halde evet dersek, neticesinde hissedeceğimiz hisler; kızgınlık, kullanılmışlık hissi, utanç, mutsuzluk, düşük öz değer olacaktır.

Gençlere ve Çocuklara “Hayır” demeyi öğretmeliyiz

Çocuk ve gençler için negatif akran baskısı tehlikeli sonuçlar doğurabilmektedir. Hayır deme becerisi gelişmemiş çocuk ve gençler akran baskısını daha kolay boyun eğerler. Genç, bağımlılık yapan maddeye, arkadaş grubuna ayak uydurma, dışlanmama isteği adına hayır diyemeyebilir. Ya da bir çocuk, art niyetli bir kimsenin istismarına, hayır demeyi bilmediği için daha açık hale gelir.

Nasıl “Hayır” demeli?

“Hayır” cevabını almak pek çok kişi için tatsız bir durumdur. Bunun için “hayır” ı karşımızdakinin duygularını incitmeyecek bir tarzda fakat aynı zamanda kendinden emin ve kesin bir şekilde dile getirmemiz önemlidir.

  • Beden dilinizin ve ses tonunuzun söylediklerimizle uyumlu olmasına dikkat edin.

  • Karşımızdakiyle göz kontağı kurarak, gündelik sakin bir konuşma tonu kullanın.

  • Hayır dedikten sonra kısa ve net şekilde sebebini belirtin. “Sana ödevinde yardım edemeyeceğim, çünkü öğretmen herkesin ödevi yardım almadan yapması gerektiğini söyledi.”
    “Şu anda seninle konuşamayacağım, yarın erken kalkmam lazım ve kendimi çok yorgun hissediyorum.”

  • Uygun durumlarda isteği başka bir zamana erteleyin. “Bugün müsait değilim fakat önümüzdeki hafta görüşebiliriz.”

  • Uygun durumlarda farklı bir şekilde yardımcı olabileceğinizi belirtin. “Senin için bu raporu yazamam fakat istersen sen yazarken sana okuyabilirim.”

  • Bazı durumlarda düşünmek için süre isteyebilir ve düşündükten sonra karar verebilirsiniz. “Sana borç verip veremeyeceğimi, bu ayki harcamalarıma bir göz attıktan sonra söyleyebilirim.”

  • Dürüst ve açık olun. “Seninle vakit geçirmek hoşuma gidiyor fakat gideceğimiz yerlere hep sen karar veriyorsun. Aslına bakarsan, oraya gitmek istemiyorum.”

Kategoriler
Yazılarım

Ergenlik Dönemi

Psikolog Çiğdem KARAKUŞ 

İnsan anne karnına düştüğü andan itibaren sürekli bir gelişim ve değişim halindedir. Yaklaşık 9 yaşına kadar, akran çocuklar arasında çok belirgin bir fiziksel farklılık görülmez. Her çocuk aşağı yukarı aynı zamanda ilk adımını atar ya da ilk kelimesini söyler. Fakat ergenlik dönemi, fiziksel büyüme ve olgunlaşmanın akranlar arasında birkaç yıl arayla gerçekleştiği uzun bir süreçtir. Bazı çocuklar 9 yaşında ergenliğe adım atarken bazılarının erginleşmesi 16 yaşını bulur.

Ergenlik, çocukluktan gençliğe geçiş dönemidir. Genel olarak 9-19 yaş arası olarak kabul edilir fakat bu yaş dilimi bireyden bireye değişir. Bu dönemde büyüme çok hızlıdır. Hızlı büyüme, hormonel değişimler, zihinsel yeterliliğin artması, arkadaş etkisinin güçlenmesi ve sorumlulukların artması duygusal karmaşayı beraberinde getirir. Genç, bu dönemde kimliğini oluşturmak için çok büyük bir çaba harcar. Ebeveynlerin çocuk yetiştirirken en fazla zorlanacakları dönem ergenliktir demek yanlış olmaz. Bir çeşit kriz dönemi de denilebilir. Tıpta ergenlik; erken, orta ve geç ergenlik olmak üzere üç dönemde değerlendirilir. Bir ergen bulunduğu bu üç döneme göre değişik özellikler gösterir.

Erken Ergenlik Dönemi

Erken ergenlik dönemi buluğ çağıdır. Kızlarda ilk regl, erkeklerde gece rüyalanmalarının başlaması ile sona eren, fizyolojik değişiklikler evresidir. Buluğ çağı kızlarda altı ay kadar sürerken erkeklerde iki yılı geçebilir.

Buluğ Çağında görülen fizyolojik değişiklikler:

  • Kızlarda, göğüsler büyür, tüylenme başlar, vücut büyür ve hatlar yuvarlaklaşır, hızlı kilo artışı olur. Hızlı kilo artışını genellikle regl izler. Kız çocuklarında aybaşı kanamasının gerçekleşebilmesi için vücutta belirli bir miktarda yağ depolanması gerekmektedir. Bu sebeple kız çocuklarının bu dönemde kilo almaları normaldir.

  • Erkeklerde, yumurtalıklar büyür, sperm yapımı başlar, beden büyür, ses kalınlaşır, tüylenme başlar ve kaslar gelişir.

  • Cilt yağlanır. Hormon seviyesindeki artıştan dolayı deri problemleri, sivilceler, görülebilir.

  • Ergen hızlı büyümenin neticesinde özelikle kol ve bacaklarında ağrı hissedebilir.

Erken ergenlik döneminde çocuğun ilgisi bedeni üzerine yoğunlaşır. Ergen vücudunda neler olduğunu anlamak ister. Hızlı değişim şaşkınlık ve kaygı yaratabilir. Çocuk sürekli normal olup olmadığını sorgular. Bu dönemde genç, ebeveyni tarafından bilgilendirilmeli ve yaşadığı değişikliklerin normal olduğu vurgulanmalıdır.

Orta Ergenlik Dönemi

Orta ergenlik dönemi 14-16 yaş arasını kapsar. Bu dönem duygusal değişimin yoğun olduğu riskli bir dönemdir. Eğer ergen duygusal gelişimini sağlıklı bir şekilde tamamlayamazsa, gelecekteki stresli olaylarla başa çıkmakta zorlanabilir. Duygusal gelişimini sağlıklı bir şekilde tamamlaması ise ergenliğin getirdiği diğer değişimlerle de kolayca başa çıkabileceği anlamına gelir.

Bu dönemde genç birey yaşadığı kaygıları ve gerginliği dışa vurma ihtiyacı güder. Sebepsiz yere sinirlenir, bağırır, ağlar, sürekli şikâyet eder, memnuniyetsizdir.

Ergenlik döneminde genç yoğun çelişkiler ve ikilemler yaşar. Bir yandan kişiliğini ispatlamak için bağımsızlık savaşı verirken, öte yandan ailesinin sevgi ve onayına ihtiyaç duyar. Bir gün önce beğendiği kıyafeti ertesi gün beğenmez. Sonuçlarını düşünmeden tehlikeli bir davranışa girebilecek kadar kendine güvenirken, birine saati soramayacak kadar kendine güvensiz olabilir.

Aynanın karşısında saatlerini harcayan genç, ertesi gün küçük bir sivilce yüzünden sokağa çıkmayı reddedebilir. Ergenler dış görünümleriyle aşırı ilgilidirler. Giyim onlar için ayrı bir titizlik konusudur. Beğendikleri, benzemek istedikleri kişiler gibi giyinmek ve görünmek isterler. Bunun altında ait olma duygusu yatmaktadır.

Ergenlik öncesi çocuk, ilk sırada anne-babasını ya da öğretmenini model alırken, ergenlikle birlikte bu önem sırasında köklü bir değişiklik olur. Artık ergen için birinci sırada arkadaşları gelmektedir. Arkadaşlarının ne düşündükleri, neler yaptıkları onun için çok önemlidir. Duygularını arkadaşları ile paylaşmaktan hoşlanır. Karşı cinse olan ilgisi artar.

Bu dönem hayranlıkların bol olduğu bir dönemdir. Gençlik çağı, kim olduğunun sorgulandığı çağdır. Genç sürekli “Ben kimim?”, “Niye varım?” gibi sorular sorar ve bu soruların cevaplarını arar. Kişiliğini ararken yoluna çıkan modellerden kendisine bir şeyler katmak ister.

Geç Ergenlik Dönemi

Geç ergenlik 17-19 yaşlarını kapsar. Geç ergenlikte fiziksel büyüme yavaşlar. Bu dönemde genç, bir yetişkin görünümünü alır. Uyku ve yeme ihtiyacı yetişkin seviyesine ulaşır. Hemcinsleri ile yakın arkadaş olma ihtiyacı azalır. Daha ziyade geleceği ile ilgilenir. En sık sorduğu soru “ Ben ne olacağım?” sorusudur. Meslek seçimi ile ilgilidir. Toplum tarafından kabul edilmek ve saygı görmek ister. Karşı cinse olan ilgisi daha da artar. Bu dönemde genç kızlar romantik aşk arayışı içine girebilirler. Erkekler eş seçimi ve evlilik konularına kızlardan daha az ilgi duyarlar. Bu dönemde meslek belirleme, yuva kurma ve sosyal hayata katılabilme temel amaçlardır.

Ergen-Ebeveyn İlişkileri

Ergenlik dönemi ergen ve aile arasında çatışmanın sık yaşandığı bir dönemdir. Genç bu dönemde kendini tanımak için büyük bir çaba harcar. Kafasındaki pek çok soruya cevap bulmaya çalışır. Zaman zaman kendisinin dahi cevaplamakta güçlük çektiği bu sorular hakkında, ailesiyle karşı karşıya gelir. Mesela, aniden kendisini sinirlendiren şeyin ne olduğunu ailesine anlatamayabilir. Bir müddet önce gayet neşeliyken, birdenbire niçin durgunlaştığını kendisi de anlamaz. Bu belirsizlik ve ani değişimler aileyi huzursuz eder. Ebeveyn bu tip durumlarla nasıl başa çıkacağını bilemeyebilir. Ergenlik döneminin çalkantısı genç kadar, aileyi de etkiler.

Bu dönemle ilgili, ergenle arkadaş olunması gerektiği gibi yanlış bir inanış vardır. Genç bu dönemde kendisi ile aynı duyguları paylaşan ve onu en iyi anladığını düşündüğü arkadaşlarına yönelir. Arkadaşlarının onun hakkındaki düşüncelerini çok önemser. Ailesinin arkadaşlarını eleştirmesine tahammül edemez. Anne-babasının düşüncülerini işe yaramaz bulur. Kendince onlardan öğrenecek bir şeyi kalmamıştır. Ebeveynin beğenilerini küçük görür. Bir yandan onlardan bağımsız olduğunu ispatlamaya çalışırken, öte yandan ebeveynin sevgisine ihtiyaç duyar. Bu süreçte anne-babaya düşen görev, bunun geçici bir dönem olduğunun bilincinde olarak, gence sabır ve sevgi ile yaklaşmaktır.

Sevgi ve güven ortamı içerisinde büyüyen bir genç, ailesi ile daha az çatışır. Sağlıklı kurallar çocukta güven duygusunun gelişebilmesi için en temel şarttır. Aslında ergenlikteki krizin aşılması, geçmişte çocukla kurulmuş olan ilişkinin ne kadar sağlıklı olduğuyla birebir ilişkilidir. Küçük yaştan itibaren benimsetilmiş kurallar, ergenlikte de geçerliliğini korur. Mesela, çocuğa izinsiz bir yere gitmemesi gerektiği kuralı sağlıklı bir şekilde kabul ettirilmişse, ergenlikte de bu konuda bir sorun yaşanmaz.

Anne-baba ergenin kendisine yaptığı itirazları, otoritesine karşı yapılmış bir başkaldırı ya da saygısızlık olarak algılamamalıdır. Bu dönemde gencin asi olması gayet normaldir. Genç bu şekilde kendisinin de bir birey olduğunu, söyleyecek bir sözünün bulunduğunu ailesine ispatlamaya çalışır. Fakat gence tartışmanın ve itirazların saygı çerçevesinde, kırıcı olmadan ve medeni bir yolla nasıl yapılacağı öğretilmelidir.

Çocuğa sorumluluk duygusunu aşılanabilmesi için, ebeveynin bu konuda çocuğa örnek olması şarttır. Küçük de olsa çocuğa verilen sözün yerine getirilmesi gerekir. Hakların sorumlulukların yerine getirilmesi sonucunda kazanıldığı düşüncesinin çocuğa yerleştirilmesi, onu hayata daha olgun hazırlar. Ergenlik çağında çocuğun sorumlulukları artar ve farklılaşır. Gence kaldırabileceği kadar sorumluluk verilmeli, başkaları ile kıyas edilmemelidir.

Bu dönemde genç aşırı alıngan ve kırılgandır. En ufak bir eleştiriye karşı tahammülsüz olur. Buna karşın ergenin kendisi ebeveynlerini acımasızca eleştirir. Genç “ben merkezli” yaşar ve zaman zaman bencil ve acımasızdır. Anne-baba, soğukkanlı ve sakin kalmaya çalışmalı, çocukla gereksiz tartışmalara girmekten kaçınmalıdır. Çocuğun onaylamadığınız davranışlarını, iletişimi keserek cezalandırmak çok yanlıştır. Problemlere mümkün olduğunca uzlaşmacı yaklaşmalıdır.

Ergenin zihinsel ve duygusal karmaşası, çevresine de yansır. Bazı zamanlar genç çok dağınık ve vurdumduymaz olabilir. Uzun uzun çekilen nasihatlere karşı duyarsız olurlar. Bu dönemde aşırı baskıcı olmak, ergeni arkadaş grubuna daha fazla yaklaştırır. Bunun yerine onu dinlemeli ve empati kurmaya çalışmalıdır. Anlamak, gencin her yaptığını onaylamak anlamına gelmez, sınırları çok iyi korumalıdır. Sınırları korumak için kuralların uygulanmasında tutarlı ve kararlı bir tutum izlemelidir. Mesela, sonradan onaylanacak bir şeye baştan hayır demek doğru değildir.

Ergenlik çağında, çocuğun okul başarısı düşebilir. Fakat bu çağın her zaman olumsuz değişiklikler getirdiği düşünülmemelidir. Bilakis, gencin bu dönemde zihinsel kapasitesi yetkinliğe erişir; soyut kavramları daha iyi anlar, ilgi alanları genişler ve olayları daha mantıklı değerlendirir. Artık yetişkinler gibi, sosyal, politik, dini konulara ilgi duyar, bu konularda düşünmeye başlar. Genç idealist ve hayalcidir. Dünyayı değiştirebileceğine yürekten inanır. Eğer birey, sizin öğrettiğiniz değer ve inançları sorgulamaya başladıysa, fazla paniğe kapılmamalıdır. Bu çağda inanç krizi yaşanabilir. Birçok ergen, bu çağda ebeveynin görüşlerine aykırı düşünceleri benimsese bile, 20’li yaşlarda, ailesinin kendisine öğretmiş olduğu inanç ve değerlere geri dönmektedir.

Ancak genç,

  • Derslerinin tümünde gözle görülür bir düşme yaşıyorsa,

  • Arkadaşlarından uzaklaşıyor, sürekli yalnız vakit geçiriyorsa,

  • Aşırı derecede içe kapanıksa,

  • Sürekli mutsuz ve kaygılı ise,

  • Geleceğe dair konuşmuyor ve plan yapmıyorsa,

  • Aşırı harcama yapıyorsa

aile bir uzmana başvurmalıdır.

Ergen-Arkadaş ilişkileri

Ergenlik çağı boyunca çocuğun yaşamında arkadaş ilişkileri birincil rol oynar. Artık çocuğun, sosyal ve duygusal hayatının merkezinde, aile değil, arkadaşlar vardır. Bazen ebeveyn, çocuğun akranlarını bir tehlike unsuru olarak görebilir. Fakat bu gerçekte çok doğru değildir. Çoğu zaman akranlar birbirlerine aile değerlerini aşılarlar, birlikte takım oyunları oynarlar, birbirlerini ibadet etmeye özendirirler. Arkadaş grubu empati, anlayış ve merhametin kaynağı olabilir.

Bireyler genellikle kendilerine benzer kişilerle arkadaşlık ederler. Sağlıklı yetişmiş ve aile değerlerini benimsemiş bir çocuk, kendisi gibi olan çocukları arkadaş olarak seçer. Anne-baba arkadaş seçiminde, gence güvendiğini hissettirmeli ve asla arkadaşlık ilişkilerine kaba bir şekilde müdahale etmemelidir. Çocuğun çok özel hislerini irdelemekten de kaçınılmalıdır.

Ancak, çocuk yanlış arkadaşlık ilişkileri içerisine girmişse, bu yanlış ilişki hususunda ikna edilmelidir. Doğrudan o kişi ile arkadaşlık etmeyi yasaklamak, çocuğu ebeveynden daha çok uzaklaştıracak ve arkadaş grubuna daha çok yaklaştıracaktır. Bunun yerine, çocuğun arkadaşlık ettiği akranları ve aileleri ile tanışmalı, çocuk arkadaşlarını eve davet etmek için teşvik edilmelidir. Şunu unutmamak gerekir ki, pek çok insan kötü alışkanlıklarını; içki, sigara, okuldan kaçma, ders çalışmama vb. arkadaş çevresinde edinmektedir.

Ergen ve Cinsellik

Gençlik çağı, cinsel olgunluğun tamamlandığı çağdır. Bu dönem sonunda ergen evliliğe hazır duruma gelir. Bu çağda çocuk cinsellikle ilgili pek çok şeyi bilmek ister. Eğer ebeveyn, çocuğa cinsellik hakkında eğitim vermekten kaçınırsa, çocuk bu bilgileri sağlıksız bir şekilde akranlarından alır. Bir genç her gün ortalama 700-800 kez cinsellik hakkında düşünür. (Yetişkinlikte bu oran 85-120 arasındadır.) Bunun temel sebebi ise bilgisizliktir. Kız çocukların anneleri, erkek çocukların ise babaları tarafından bilgilendirilmesi bu yüzden çok önemlidir.

Genç, her ne kadar cinsel anlamda olgunlaşsa da duygusal gelişimi aynı hızla ilerlemediği için, bu cinsel uyanıştan bunalır ve rahatsızlık duyar. Toplumda özellikle kız çocuklarına karşı yanlış tutumlar olabilmektedir. Örneğin, adet gören kız çocuğunun azarlanması gibi. Bu tip tutumlar çocukta travma etkisi yaratabilir. Annenin cinselliğe yaklaşımı, kız çocuk üzerinde çok etkilidir. Mesela, eğer anne kızını regl hali hakkında bilgilendirirken utanır ya da sıkıntı duyarsa, bu çocukta endişeye sebebiyet verir. Ya da baba kadınlar hakkındaki ön yargılarını çarpık bir şekilde kız çocuğuna yansıtabilir. Bu durumda çarpıtılmış algının düzeltilmesi gerekir.

Ergenlikte Sağlık Sorunları

Ergenlikte en sık rastlanan sağlık sorunları aşırı yeme (obesite) ve aşırı kilo kaybı (anoreksiya nevroza ) dır. Anoreksiya nevroza, çocuğun yanlış beden imgesi ile alakalıdır. Sıklıkla ergen, zayıf olmasına rağmen kendini aşırı kilolu görür. Obesite ise genetik olabilir ya da yanlış beslenme alışkanlıklarından kaynaklanır.

Aile içi problemler, olumsuz yaşam koşulları, kötü deneyimler, düşük öz değer, okul başarısızlığı, ergende depresyona sebep olabilir. Ergenlik depresyonu, ergenlikte görülen duygusal dalgalanmalarla karıştırılmamalıdır. Bu dalgalanmalar sırasında ergen her ne kadar karamsar ve mutsuz gibi görünse de bu gelip geçici bir durumudur ve ergenin normal yaşantısını sürdürmesine engel olmaz. Fakat depresyonda, en az bir ay süregelmek şartı ile, karamsarlık, kendini değersiz bulma, intihar düşüncesi, suçluluk duygusu, uyku ve yeme bozukluğu, ümitsizlik gibi özellikler görülür. Bu durumda bir uzmandan yardım almak en doğru seçimdir.

Kategoriler
Yazılarım

Ergenlik Dönemindeki Genç Kızların En Önemli Problemi: Düşük Öz Değer

Psikolog Çiğdem KARAKUŞ 

14-17 yaş dilimi ergenlik döneminin en zorlu yıllarıdır. Bu yaşlarda ergen hızlı bir duygusal değişim sürecine girer. Gencin gerginliği evde çeşitli sorunlara neden olabilir. Bunun yanında biyolojik değişiklikler, kültürel beklentiler, duygusal gerilim ve olası travmalar genç kızın bu kriz dönemini başarıyla atlatmasını engelleyebilir. Ergenlik döneminde kız çocukları, erkek akranlarına göre psikolojik rahatsızlık geçirmeye daha yatkındırlar. Özelikle ergen kızlar, erkeklerden daha fazla depresyona girmekte ve intihara daha eğilimli olmaktadır.

Ergenlikle birlikte kız çocuklarının öz değerleri azalıyor

Araştırmalar ergenlikle birlikte çocukların öz değerlerinin düştüğünü göstermektedir. Fakat kız çocuklarında öz değerin azalması erkek akranlarına göre daha belirgindir. Ergenlik dönemi hızlı biyolojik değişiklikleri de beraberinde getirir. Erkek çocukları için fiziksel görünümün daha erkeksi hale gelmesi, sesinin kalınlaşması, kaslarının güçlenmesi gibi değişiklikler arzu edilen gelişmelerdir. Hâlbuki aynı durum kız çocukları için geçerli değildir. Genç kızlar fiziksel görünümleri ile daha ilgili oldukları için, yeni görünümlerini kabullenmekte zorluk çekebilmektedir. Kız çocukları her ne kadar fiziksel olarak, erkek akranlarından daha hızlı ve daha önce gelişmeye başlasalar da henüz bu değişikliklerle başa çıkabilecek duygusal donanıma sahip olmayabilirler. Fiziksel olgunlaşma ile duygusal olgunlaşma arasındaki kopukluk genç kızı strese sokmakta ve öz saygısını azaltmaktadır. Bir de bunun üzerine toplumun ve ailenin beklentileri eklenince, pek çok genç kız kendisini yetersiz hissetmekte ve kendisine olan güveni kaybetmektedir.

Öz değer nedir?

Öz değer kişinin kendisine verdiği değer ve kendisini algılama biçimidir. Öz değeri yüksek olan kişiler kendilerine, dolayısıyla etrafındaki insanlara güvenirler. Bazı zamanlar kendimizi yetersiz ve güvensiz hissetmemiz normaldir. Mesela, bazen işimizde ya da sosyal ilişkilerimizde başarısızlığa uğrayabiliriz. Fakat bu başarısızlığımızın bizi değersiz bir insan yaptığını düşünmeyiz.

İnsanlar kendilerini değersiz hissettiklerinde, başkalarının da onlar hakkında öyle hissettiğini zannederler. Öz değeri düşük insanlar, etrafındaki insanların onları yeterince sevmediklerini, onu ezmeye çalıştıklarını ve aşağı gördüklerini düşünürler. Bu düşünceler kişiyi, diğer insanları aşağı görmeye, kaba davranmaya, ezmeye çalışmaya itebileceği gibi, bazen yalnızlığa da itebilir. Öz değeri düşük olan kimseler, bir müddet sonra bu duygulardan kurtulmak için pek çok tehlikeye açık hale gelirler.

Kendine olan güvenin ve saygının kaybı ise, ergenlik döneminde genç kızlar arasında çok yaygın olan depresyon, yeme bozuklukları, içki-sigara tüketimi ve erken cinsel ilişkiye girme gibi problemlere neden olabilmektedir.

Ergenlikte genç kızların öz değerini düşüren faktörler nelerdir?

Öz değer, doğumdan itibaren bebeğin önce anne ile ileriki yaşlarda ise yakınındaki diğer insanlarla; baba, kardeşler, evin büyükleri, arkadaşlar, öğretmenler gibi, etkileşimi neticesinde şekillenir. Evde çocuğa değer verilmesi, sıkıntılarının önemsenmesi, başarabileceği sorumlulukların verilmesi ve bunların takdir edilmesi çocuğun öz değerini pozitif yönde artırıcı tutumlardır. Öz değer sürekli değişken bir yapıdadır. Özellikle, ergenlik gibi stresin ve karmaşanın yoğun yaşandığı dönemlerde, çok daha kırılgan olabilmektedir.

1.Ailenin ve toplumun yüksek beklentisi genç kızın güvenini sarsıyor

Çocuklar, gençliğe adım atana kadar, kendi yeteneklerinden ve sorumluluklarını yerine getirebileceklerden şüphe etmezler. Fakat ergenlikle birlikte bu durum tersine döner. Hızlı biyolojik değişimler ve toplumsal etkiler gencin kendine olan güvenini sarsabilir. Özellikle toplumda genç kızlardan beklenilen davranışlar daha kesin sınırlarla ve katı bir şekilde çizilmiştir. Genç kızın bu sınırların dışına çıkması ailesi ve çevresindeki insanlar tarafından tepkiyle karşılanır. Örneğin;15-16 yaşlarındaki bir genç kızın çocuksu hareketleri yadırganır ve eleştirilere hedef olur. Sürekli eleştirilen ve davranışları kontrol altında tutulan genç kızlar bir müddet sonra kendine güvenlerini ve özsaygılarını yitirebilmektedir. Ailenin genç kızdan yapabileceklerinin fazlasını istemesi, gencin kendisini olumsuz algılamasına neden olmaktadır. Mesela; annenin kızından kendisi kadar temiz ve titiz olmasını beklemesi veya notları düşük olduğu için sürekli eleştirmesi genç kızın kendisini “ben beceriksizin tekiyim” gibi olumsuz bir şekilde algılamasına neden olabilmektedir.

2.Günümüzün değişen güzellik standartları yeme bozukluklarının en önemli sebebi

Ergenlikle birlikte, genç kızlar daha kadınsı bir görünüm alırlar. Fakat bu görünüm çoğu zaman, özellikle medyada dikte edilen güzellik standartlarına uymaz. Mesela, genç kız bir manken kadar zayıf değildir, boyu yeterince uzun değildir, yüzü sivilcelidir. Gencin fiziksel görünüşünden memnuniyetsizliği öz değerinde yıkıcı etki yapmaktadır. Özellikle 11-12 yaşlarındaki kız çocukları bedenlerindeki değişikliklere karşı çok duyarlıdır. Bu yaşlarda beden görünümleriyle ilgili sorun yaşayan bir çocuğun,16 yaşında yeme bozukluğu yaşama riski daha fazladır.

Günümüzde ergen kızlar arasında yayılan bir hastalık: Yeme bozuklukları

Tüketime dayalı pek çok sektörün hedef kitlesini genç kızlar oluşturmaktadır. Yazılı ve görsel medyada çizilen güzellik standartlarını yakalamak için gençler yarışır hale gelmiştir. Bu standartları yakalayamayan genç kızlar ise hızla bunalıma sürüklenmekte ve yanlış beslenme alışkanlıkları edinmektedir. Pek çok genç kız güzellik uğruna aç dolaşmakta, bazen bu açlık anoreksia nevroza (genç kız bedenini yanlış algılar. Zayıf olsa dahi, kendisini aşırı şişman bulur ve yemek yemeyi reddeder) blumia nevroza (yine kilo alma kaygısından kaynaklanır. Genç kız aşırı yer, fakat daha sonra yediklerini çıkarır) gibi ergenlikte görülen psikolojik rahatsızlıklara neden olmaktadır.

3.Genç kızlar çekici görünerek öz değerlerini artırmaya çalışıyorlar

Çağımızda insanlar kendilerini; görüntüleri, sahip oldukları veya kariyerleri ile tanımlama eğilimindedir. Kendini, aslında kendisi olmayan şeylerle tanımlayan insanlar, ellerindekini kaybedince benlik yıkımı yaşamaktadır.

Birçok ergen kız, dış görünüşlerini benliklerinin en önemli parçası olduğunu düşünmektedir. Yani genç kızlar kendilerini değerleri, kişilikleri, ahlaki erdemleri, entelektüel kapasiteleri ile tanımlamak yerine, bedenleri ile tanımlıyorlar. Genç kızlara yönelik pek çok yayın bu görüşü beslemektedir. Örneğin, kadın dergilerinde, reklamlarda, televizyon programlarında “ideal kadın zayıf ve güzel olur” mesajı verilmekte, zayıf olmak sağlıklı bir yaşam gereği olarak değil, güzellik şartı olarak sunulmaktadır.

4. Öz değeri düşük olan gençler, akranlarının baskısına direnemiyorlar

Ergenlikte arkadaş ilişkileri daha fazla önem kazanır. Gençler, yaşıtları arasında kendilerini daha rahat ifade edebilir ve daha değerli hissederler. Akran ilişkileri bir gruba ait olabilmeyi, dolayısıyla değerli olma duygusunu da beraberinde getirir. Bazen gençler, kendilerini bir gruba kabul ettirmek için yanlış davranışlarda bulunabilirler. Ya da kendisi yanlış olduğunu düşünse bile, gruptan dışlanmamak için, akran baskısına göz yumabilir. Sigara, alkol gibi pek çok bağımlılığın arkadaş grubu içerisinde edinildiği unutulmamalıdır. Mesela, genç kız arkadaşlarının “ana kuzusu” diyerek alay etmelerinden endişe edebilir ve çağırdıkları her yere gidebilir.

5.Toplumda genç kızlara yeterince olumlu mesaj verilmiyor

Toplumumuzda kız çocuklarına sunulan imkânlarla, erkek çocuklarına sunulan imkânlar eşit değildir. Mesela, pek çok aile kız çocuğunu okutmayı gereksiz ya da lüks görüyor. Genç kızların akademik başarısı, erkek akranları kadar önemsenmiyor. Annelerin kızları için en büyük hayali, bir doktor ya da mühendis olması değil, bir doktor ya da bir mühendisle evlenmesi olunca, genç kızların akademik başarıları göz ardı edilebiliyor. Ayrıca, ergenlikle birlikte genç kızlar sık sık sözlü ve fiziksel tacize maruz kalıyorlar. Sokakta, televizyonlarda, maçlarda, okulda ve hatta evlerde kadın veya genç kız olmak, olumsuz bir şeymiş gibi telaffuz ediliyor. Kadın olmak çoğu zaman cinsel mahiyetiyle vurgulanıyor. Bu durum genç kızların cinsel kimliklerini kabul etmelerini zorlaştırıyor.

Genç kızların, özellikle ergenlik döneminde öz değerlerinin beslenmesi gerekir

Ergenlikte yaşanılan pek çok psikolojik rahatsızlığın temelinde öz değer eksikliği yatmaktadır. Sağlıklı bir nesil için genç kızların ebeveynleri ve eğitimciler tarafından daha fazla desteklenmesi ve öz değerlerinin olumlu yönde geliştirilmesi gerekmektedir. Bunun için;

  • Ergenliğe kadar bir çocuk kim olduğu veya bu dünyadaki rolü ile ilgilenmez. Hayat dolu, neşeli ve ilgilidir. Fakat ergenlikle birlikte, çocuk kimliğini aramaya başlar, sürekli kendisi ve bedeniyle ilgilenir. Bu dönemde genç kız aşırı sinirli, alıngan, hırçın ve eleştirel olabilir. Annenin bunun normal bir süreç olduğunu bilmesi ve kızına sabırla yaklaşması gerekir.

  • İhtiyaç duyduğunda orada hazır olduğunuzu kızınıza hissettirin. Problemlerini dinleyin ve sıkıntılarını, küçük bile olsa, önemseyin. Mesela; kızınız için o gün ne giyineceği, önemli bir stres kaynağı olabilir. Bu konuda eleştirel yaklaşmak yerine ona yardımcı olmaya çalışın.

  • Kızınızı ergenlikte görülebilecek biyolojik değişiklikler hakkında bilgilendirin. Bu değişikliklerin normal olduğunu ona zaman zaman hatırlatın.

  • Kızınıza, onu, O yapan şeyin dış görüntüsü olmadığını, asıl önemli olanın taşıdığı değerlerin, kişiliğinin, erdemlerinin olduğunu anlatın.

  • Akranların baskısına karşı, ona dirençli olmayı öğretin. Mesela, kızınıza inançlarından taviz vermemesi gerektiğini anlatın. Eğer yanlış olduğunu düşünüyorsa, gruptan dışlanma ya da alay mevzu olma pahasına bile olsa “hayır” demesi gerektiğini öğretin.

  • Sık sık iltifat edin.

  • Sağlıklı beslenmesini sağlayın.

  • Ona çeşitli faaliyet alanları açın. Spor yapmasını, sosyal aktivitelere katılmasını destekleyin.

  • Ergenlikte yaşadığınız deneyimleri onunla paylaşın.

  • Kızınızın akademik başarısını takip edin. Birlikte mesleki bir amaç belirleyin ve bu yönde ona destek olun.

  • Okuldaki devam durumunu ve ders durumunu sık sık öğretmenleri ile görüşün.

  • Arkadaşları, öğretmenleri veya kardeşleri ile yaşadığı problemleri dinleyin. Onu suçlamak yerine gerçekte yaşadığı problemin ne olduğunu göstermeye çalışın.

  • Ergen kızlarda görülen depresyonun en önemli nedeni bedenine karşı duyduğu olumsuz hislerdir. Bu konuda hassas davranın. Görünümüyle alay etmeyin, başkalarının alay etmesine müsaade etmeyin.

  • Kızınız toplumdan, okuldan, dergilerden, dizilerden değeri ve dünyadaki yeri ile ilgili sürekli olumsuz mesaj almaktadır. Bu mesajların farkında olun. Bunların anlamını onunla tartışın. Ona örnek olabilecek kadınların hayatlarını anlatan kitaplar alın.

  • Çocuğun yaşına uygun, politika, çevre, ekonomi, bilim konuları ile ilgilenmesini teşvik edin. Bu konularda sınıf içinde tartışmalara katılmasını ve düşüncelerini savunmasını takdir edin.

  • Her ne kadar çağımız teknoloji çağı olsa da, genç kızlar teknolojik gelişmelerden, erkek akranları kadar haberdar değiller. Kızınızın bilgisayar kullanmasını öğrenmesini sağlayın.

  • Ona her hangi bir tacize uğradığında, gelip size anlatabilecek kadar güven verin.

Kategoriler
Yazılarım

Çocuğum Bir Hırsız Mı?

Psikolog Çiğdem KARAKUŞ 

Dört yaşındaki çocuğunuzla markete gittiğiniz, alışverişinizi yapıp eve döndüğünüzde çocuğunuzun elinde ona satın almadığınız bir çikolata gördünüz. Pek çok anne-baba bu durumda ne düşüneceğine veya nasıl davranacağına karar veremeyebilir. Eğer 4 yaşındaki çocuğunuz başkasına ait bir malı izinsiz alıyorsa bunu hırsızlık olarak görmemelisiniz. Her ne kadar çocuk başkasına ait bir şeye dokunmaması gerektiğini bilse bile neyin kime ait olduğunu tam olarak ayırt edemeyebilir. Ya da dünyada işlerin, alışveriş yapmak gibi, nasıl yürüdüğü hakkında tam bir bilgisi yoktur. Mesela, marketten annesi de pek çok şey almakta ama bu sorun olmamaktadır neden onun çok istediği çikolatayı alması sorun olsun ki!

Çocuğunuzun dürüst olması için, kendisini güvende hissetmesini sağlayın

Çocuğunuza çikolatayı nereden aldığını sorduğunuz zaman sokakta bulduğunu ya da birinin verdiğini söyleyebilir. Çocuk, kendisini güvende hissetmediği için yalan söyleyecektir. Çocuğun dürüst olması için kendisinin güvende olduğunu hissetmesini sağlayın. Mesela ona “benim için en önemli olan şey senin bana karşı dürüst olmam. Yaptığın hatayı düzeltmen için sana yardımcı olabilirim ama bana doğruyu söylemelisin. Ayrıca bana dürüst davranmazsan senin ne zaman doğru ne zaman yalan söylediğini anlayamam. Bu durumda da hep şüphe içinde kalırım. Benden bir şey istediğinde onu yapmak konusunda daha isteksiz olurum” diyebilirsiniz.

Çocuğunuzun hırsız veya yalancı olduğunu düşünmeyin

Çocuklar kendilerine verilen rolü çabuk benimserler. Sürekli yaramaz olduğu söylenen bir çocuk gerçekten yaramaz olur. Aynı şekilde çocuğunuza hırsız ya da yalancı yaftası vurursanız o şekilde davranmaya başlar.

Bazı anne-babalar çocukları yalan söylediği için ağızlarına karabiber sürerler. Oysa şunu unutmamak gerekir, çocuk korkarsa daha çok yalan söyler. Çocuğun doğru söylemesi için güven ortamının sağlanması şarttır.

Çocuğunuza aldığı şeyi geri iade etmesini öğretin

Çocuğunuzun izinsiz ya da parasını ödemeden aldığı şeyi fark eder etmez onunla birlikte gidin ve hatasını nasıl düzelteceğini ona gösterin. Mesela çocuk çikolatayı bitirmiş olsa bile paketini, birlikte markete götürün. Çocuğunuzdan paketi kasiyere vermesini ve satın alması için parasını ödemesini isteyin. Çocuğunuzun parası yoksa ona borç vereceğinizi ama karşılığında evde bir iş yapmasını söyleyin.

Çocuğun aldığı şeyi geri iade etmesi hususunda çabuk ve kararlı hareket etmeniz çok önemlidir. İade işini sonraki güne ertelemeyin. Şartlarınız müsait olmayabilir fakat bu işi sadece konuşarak çözemeyeceğinizi unutmayın ve önceliklerinizi buna göre ayarlayın.

Çocuğun özür dilemesini istemeyin

Kendisine ait olmayan bir şeyi aldığında çocuğunuzdan bunun için özür dilemesini istemeyin. Çünkü çocuk yanlış bir şey yapma niyetinde değildir sadece ne yapması gerektiğini tam olarak anlayamamıştır.

Çocuğunuza iyi model olun

Çocuğunuzun dürüst yetişmesini istiyorsanız önce sizin dürüst olmanız gerekir. Ufak tefek dahi olsa çocuğunuza asla yalan söylemeyin. Bazen anne babalar çocuklarına istedikleri şeyleri yapmaları için vaatlerde bulunurlar. Mesela “eğer şimdi uyursan, uyanınca seni parka götüreceğim” gibi. Bu tip vaatlerde bulunduğunuz zaman muhakkak yerine getirin. Yahut gerçekleştiremeyeceğiniz vaatlerde bulunmayın. Aynı şekilde çocuk bir başkasına yalan söylerken size şahit olabilir ve bunun doğal bir şey olduğunu öğrenir.

Kategoriler
Yazılarım

Derslerden Soğumuş Öğrencilerin Kısır Döngüsü

Psikolog Çiğdem KARAKUŞ 

Başarısız ve dersten uzaklaşmış bir öğrenci kısır bir döngüye girmiş ve çıkamıyordur. Başarısız öğrenci, anlayamadığı için okuyamaz; okuyup konulara girmedikçe merak ve ilgi duymaz; merak ve ilgi duymadığı için okumaz.

Kısır Döngü Nasıl İşler?

kisir_dongu

Bu Kısır Döngü Nasıl Kırılır?

Kısır döngü, işin içine girebilmek için etkili olabilecek bir strateji ile kırılabilir. Başarmak zorunda olduğu öğrenme konusu ne olursa olsun, öğrenci, o konuyu, mutlaka kendi bilgi ve anlayış durumuna uygun düzeyde bir kitaptan öğrenmeye başlamalıdır. Kısır döngüden çıkmak ve öğrenme yolunda ilerlemek için başlama noktası olarak seçilecek uygun düzey, öğrenci için ne çok kolay, ne de çok zor bir düzeydir. Çünkü okunan bilgiler çok basit olursa öğrenecek fazla bir şey olmaz ve bıkkınlık duyulur. Çok zor olduğu zaman hiç anlaşılmadığı için ümitsizliğe düşülür. Öyle ise, uğraşılan konu ne olursa olsun, okumak ve öğrenmek için seçilen içerik, bilinmeyen, fakat bilinenlerle bağlantıya getirilerek biraz çaba ile anlaşılabilecek düzeyde olmalıdır. Anlamanın da ilgi duymanın da sırrı bu noktadadır. Bilmemek, fakat bildikleriyle anlayabilecek konumda olmak, anlamayla birlikte ilgi doğurur.

İstek Ve Azim Yapılan İşin İçinden Çıkar

Görülüyor ki istek ve azim gibi, ilgi de yapılan işin içinden doğmalıdır. Kişi kendi bilgileriyle bağlantıya getiremeyeceği zorlukta bir içerikle uğraşırken, ona ‘’anlamaya çalış, ilgi duy, konsantre ol, dikkatini ver’’gibi kişinin içinde bulunduğu durumun psikolojik gerçeğini hesaba katmadan öğrenciye öğüt vermek, onu büsbütün ruhsal çatışma içine itmekten başka sonuç vermez. Gerekli olan öğüt değil, isteği, ilgiyi, azmi işin içinden doğduracak uygun düzeyde içeriklerle öğrenmeyi mümkün hale getirmek, anlama zevkini tattırmaktır. Anlamak zevk verir, ilgi uyandırır, güven duygusu aşılar. Bu güzel duygular, öğrenciyi daha fazla okumaya sevk eder. Onun istek ve azmini arttırır ve onu, tadını aldığı iş için bir çalışma programı yapmaya teşvik eder. Bu noktaya gelmiş öğrenci, derece derece daha ileri, ama hep biraz çaba ile anlayabileceği kitaplar seçmelidir.

Öğrenciler Derslerden Neden Soğurlar?

Dersten soğuma ve okumadan uzaklaşma, anlama ümidini kaybetmek ve kendi kapasitesinden şüpheye düşmek yüzündendir. İnsan kendisini yeniden küskünlüğe ve karamsarlığa sevk edecek nahoş bir işe doğal olarak el atmak istemez.

Hiçbir Öğrenci Ve Birey Kendi Gerçek Kapasitesini Kullanmamaktadır

Potansiyel kapasitenin son sınırı bilinemez. Fakat son sınırın, şu ana kadar gerçekleşmiş kabiliyetten daha yüksek olduğunu ortaya koyma şansı, bireyin kendi elindedir. Bir benzetme yaparak durumu açıklamak gerekirse, potansiyel kapasite bir tohumdur. Tohum şu ya da bu kalitede olabilir. Ama o tohumdan, kendi potansiyelinin elverdiği en iyi nitelikte bir bitki elde etme, toprak, iklim ve bakım koşullarına bağlıdır. Aynı tohum koşullara göre, iyi ya da kötü bir bitki meydana getirebilir. Tohum neyse odur. Ama aynı tohumla, koşullara göre çok değişik kalitelerde bitki elde edilebilir. Tohumun potansiyeli hiçbir koşulda bilinmeyeceğine göre, Bu çeşitli kalitelerin hapsi, ideal koşullarda meydana gelecek kalitenin altında olacaktır. Bunun gibi öğrencilerin ve bizlerin potansiyel kapasitesi, yeteneği ne ise odur. Kimse doğuştan gelen potansiyel kapasitesini değiştiremez. Ama ideal koşullara yaklaşarak, potansiyel kapasitesini daha büyük oranda gerçekleşebilir. Yani koşulları olumlu yönde hazırlayarak, son sınırı bilinmeyen kendi potansiyel kapasitesini, şu andakinden daha yüksek bir başarı derecesine çevirebilir.

[1] ÖZAKPINAR, Prof.Yılmaz ‘’Verimli Ders Çalışmanın Psikolojik Koşulları’’ Say. 13-23

Kategoriler
Yazılarım

Ders Çalışma Konusunda İsteksizlik ya da Motivasyon Eksikliği

Psikolog Çiğdem KARAKUŞ 

Motivasyon belli bir davranışı yapmak için gerekli olan nedenler ya da bir hedefi başarma arzusu şeklinde tanımlanabilir. Eğer ders çalışmak için yeterince motivasyonunuz varsa , bir hedefiniz var ve bu hedefe doğru sizi itecek bir arzuya ,dolayısıyla enerjiye, sahipsiniz demektir. Motive olmuş bir öğrenci demek, belli bir ruh halini yakalamış öğrenci demektir. Bu ruh hali , işi başarmak, hedefine ulaşmak için yani derslerin gereklerini yerine getirmek için yeterli arzuyu içinde barındırır. Peki siz bu ruh haline ne kadar sahipsiniz?

Motive olmuş bir öğrenci misiniz?

Böyle bir öğrenci olmak için her an ders çalışma isteği ile dolup taşmanız ya da kendinizi derslere adamış olmanız gerekmez. Motive olmuş olmak demek dersler göreceli zor olduğunda ya da sıkıcı olmaya başladığında bile gereklerini yerine getirebilmek ve bitirilmesi gereken konuları tamamlayabilmek demektir.

Motive olmuş öğrenciler bunu nasıl başarıyorlar?

İnsanlar 2 şekilde motive olurlar. Birincisi, başarmaları gereken işten gerçekten zevk alırlar. Bunu bazı derslerde yaşamışsınızdır. Bu dersler, zorunlu sorumluluğunuz olduğu için çalıştığınız dersler değildir. Gerçekten üzerinde çalışmaktan, o derste olmaktan, o konuda konuşmaktan ya da faaliyet yapmaktan zevk aldığınız derslerdir. Kimi öğrenci için Edebiyatla ilgili konulara çalışmak ya da araştırma yapmak, bir şeyler okumak başlı başına haz vericiyken kimi bu hazzı matematik problemleri çözerken, teorilerin mantığını çözmeye çalışırken ya da resim çizerken yaşar.

İkincisi, insanlar kendilerini sıkıntıya sokacak bir durumdan kaçınmak yani acıdan kaçmak için motive olurlar. Bir konuyu sevmeseniz bile, onu tamamlamadığınız takdirde düşük not alacağınızı bilmek ya da sınıfta kalacağınızı düşünmek sizi motive eder. Bizler bazen pozitif şekilde bazen negatif şekilde motive oluruz.

Motivasyon kaybı nedir?

Motivasyon kaybına bir işi başarmaya karşı isteksizlik ya da direnç diyebiliriz. Motivasyon kaybını, çok değer verdiğimiz bir nesnenin ya da arkadaşımızın kaybına benzetebilirsiniz. Sonucunda hissedeceğiniz şeyler; endişe, karmaşa, öfke, belirsizlik ya da depresif bir ruh hali olacaktır.

Derslere karşı motivasyon nasıl kaybedilir?

Derslerinizde meydana gelen bir değişiklik ya da üst üste gelen değişiklikler, yaşadığımız olumsuz deneyimler motivasyonunuzun kaybına neden olur. Mesela; konuların gittikçe farklılaşması, göreceli zorlaşması, bazı sorumluluklarınızın derslerin önüne geçmesi veya üst üste düşük notlar almanız ,konularda geride kalmanız, uzun ve kısa vadeli hedeflerinizle alakasız faaliyetlere öncelik tanımanız, ilgi, inanç ve bilgilerinizle örtüşmeyen konularla karşılaşmanız, kendi yeteneklerinize olan inancınızı kaybetmeniz, başkalarının hakkınızda ne düşüneceklerini fazlasıyla önemsemeniz, hata yapma korkusu, daha önemli işler var inancı, motivasyonunuzun kaybına sebep olabilecek nedenlerdendir.

Motivasyon nasıl kazanılır?

Motivasyon kaybedile bilindiğine göre bulunabilirde… Çok değer verdiğiniz bir eşyanızı kaybettiniz .Onun yaşadığınız, girip çıktığınız mekanların birinde olduğunu biliyorsunuz ama yerini bulamıyorsunuz. Fakat şunu da bilirsiniz ki kayıp nesneleri, rahat ve konsantre olduğunuz anlarda bulursunuz. Aynı zamanda motivasyonunuzu bir gecede kaybetmediğinizi de bilirsiniz. Öyleyse kazanılması da zaman alacaktır. İşe kendinize zaman tanımakla başlayabilirsiniz. İkinci adım kendinizle ilgi gözlem yapmak ve bazı soruların cevabını bulmak olacaktır. Bu soruların cevapları motivasyonunuzu kazanmanıza yardımcı olacaktır. Nasıl rahatlamaya başlıyorsunuz? Bir konuya nasıl yoğunlaşıyorsunuz?

Motivasyon kaybı sizin düşüncelerinizi, hislerinizi ve bedeninizi etkileyecektir.
Kendinizi endişeli ve suçlu hissediyor olabilirsiniz.
Asla bu sınavı kazanamayacağım diye düşünüyor olabilirsiniz.
Kendinizi dersin başına oturma hususunda fiziksel bir zorluk içinde bulabilirsiniz.

O zaman kendinize şu soruları sorun Ne hissediyorum? Ne düşünüyorum? Ve fiziksel olarak beni işimden alıkoyan davranışlar neler?

Amaçlara odaklanmak

Kendinize bir amaçlar tablosu yapın.

Bu haftaki amaçlarınız
Bu yılki amaçlarınız
4 senelik amaçlarınız

Şimdi bu amaçlar arasında hangileri sizin için en önemli ? Bu en önemli amaçlarınızdan hangisi ya da hangileri sizi motive olmuş bir öğrenciye dönüştürecek? Hangi amaçlarınızı başarılabilir görüyorsunuz? Bu amaçların başarılabilir olması için neler yapmalısınız? Derslerinizde gösterdiğiniz çaba, yani performansınız amaçlarınızla doğru orantılı mı? Örneğin; Tıp fakültesine gitmek istiyorsanız , fen derslerine yeterli seviyede önem veriyor musunuz?

Ders çalışmanın amaçlar listesindeki konumu

Şimdi sıra, listenizde ders çalışmanın konumunu belirlemeye geldi. Amaçlar listenize göre;
Ders çalışmak amaçlar listenizden silinebilir mi?
Yoksa düşük öncelikli mi?
Yahut başarılamaz mı görüyorsunuz?

Amaçlar listenizdeki bazı şeyler , ders çalışarak elde edebileceğiniz amaçların önüne geçmişse, motivasyonu kaybetmenin ne demek olduğunu deneyimliyorsunuz demektir. Mesela; futbol ya da bilgisayar oynamak, bir an önce para kazanmaya başlamak, arkadaşlarla takılmak, kız/erkek arkadaşımla vakit geçirmek, güzel görünmek bunlar hayatınızda öncelikli amaçlarınız ise ders çalışma motivasyonunu kaybetmeniz doğaldır.

Ders çalışmayı öncelikli amaç haline getirmek.

Kendinizi ders çalışma konusunda motive olmuş farz edin. Bu size neler kazandırırdı? Mesela zorlandığınız bir dersi çalışmak için yeterince motive olmuş olsaydınız; ne yapıyor olurdunuz? Ne hissediyor olurdunuz? Ve neler düşünürdünüz? Bu dersi başarı ile tamamladığınızda hayatınızda neler değişirdi? Gözlerinizi kapatın ve tüm bunları hayal edin. Eğer ders çalışmaya başlamadan önce tüm bunların resmini zihninizde canlandırırsanız, motive olmanız kolaylaşacaktır.

Geçmiş deneyimlerinizden kendinizi en hızlı ve en kolay nasıl motive ettiğinizi araştırın. Negatif mi motive oluyorsunuz? Pozitif mi? Derse başlamayı asla ertelemeyin. Kendinize bir program yapın, dersleri konu başlıkları ile programa yerleştirin ve konuyu bitirdiğinizde kendinizi ödüllendirin. Negatif motive olan biri iseniz, konuyu bitirdiğinizde yaşayacağınız rahatlığı hayal edin.